Yazı Detayı
10 Kasım 2019 - Pazar 12:53 Bu yazı 346 kez okundu
 
VEDA BUSESİ (ATATÜRK)
MUSTAFA TÜRK
Mail frigvadisi@yandex.com
 
 

VEDA BUSESİ (ATATÜRK)

Yıllar ne çabuk geçiyor bunu hep söyleriz ama bir türlü değerini bilemedik zamanın. Bu gün on kasım büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün sonsuza uğurlandığı  ve takvim yaprakların seksen bir yıldır  durduğu saatlerin 09.05 dilimini gösterdiği dakikalarda TED koleji Atatürk’ü anma töreninde hüzünlü bir o kadar da mutlu hissettim kendimi. Koltuğuma dayandım çok değerli iki edebiyat öğretmenimiz Saliha ve Semih hocaların bir birinden güzel vurgulu ama çok değerli sözlerine,Cahit Berkay’ın arkadan gelen Al yazmalım fon müziğine kaptırdım kendimi.


 


Milyonlar yürüyor hâlâ peşinden. Kelimeler yetmiyor onu anlatmaya, insan çaresiz kalıyor; onun için bir şeyler yazmaya. Ya kalemime gayret ya yüreğime cesaret ya da bu millete nasip ettiğin için onu, sana şükretmem için bana müsaade et. Yıllar geçti aradan, düşüncelerin hiç eskimedi. Cumhuriyeti kurduğun o yıllara ne çok şey sığdırdın. Sen çağları aştın, çalışarak özenle. Eğer bu millet yapmazsa yapması gerekenleri, aynı kuvvetle yanmazsa yaktığın bilim ateşi, ne hatırana bir şey yapmış sayabiliriz kendimizi ne de ispatlayabiliriz sana, seni nasıl sevdiğimizi. 
Sen yalnız bizim için değil, özgürlük için savaşan her millete öndersin. Sen, onca yıl geçse de aradan, ah! Keşke yaşasaydı dedirtensin. Sen öyle bir sevgi yumağısın ki içimizde… Ancak seni sevmek demek yalnız adını anmak değil, seni sevmek için seni ve yaptıklarını inanarak anlamak gerek, yaptığın devrimlere sahip çıkıp bize bıraktığın o en güzel eser için öğrettiğin gibi kanımızın son damlasına kadar savaşmak gerek..

Nakış nakış yüreğimize işledik adını, usta mermere kazıdı, şair mısrasına,Toprağa gömülen ölür de yüreğe gömülen yaşarmış. Biz seni yüreğimize gömdük. Bir Mustafa Kemal yaşatıyoruz içimizde her zaman yılmak bilmeyen, yorulmak bilmeyen,Tarihe gömüyoruz sığmıyorsun, çıkıp geliyorsun tâ derinden, yeni zaferler müjdeliyorsun en karamsar günlerin ardından. Öyle derine gömmüşüz ki seni, kimse söküp çıkaramaz yerinden.

 

 

Günlerden 8 Kasım 1938. Yoğun bir tedaviye rağmen günden güne eriyip tükenen mavi gözlü sarı saçlı dev başucunda bekleyenlere artık, “Saat kaç?” diye son kez sormuştu. Belki son olarak geriye kalan zamanı düşünmüştü belki de az ötesinde duran alınlarında bilgilerden bir çelenkle nura doğru can atan Türk gençlerini, toz duman içerisinde kazanılmış bağımsızlığı, devrimleri, her şeyden üstün tuttuğu ulusunu ve onun geleceğini. 

Çocukluk yıllarıma geri döndüm yanılmıyorsam ATATÜRK’nün 29.ölüm yıldönümüydü. Namık Kemal ilkokulunun ikinci kata çıkan merdivenlerinde Atatürk’ün bir büstü konulmuştu kısa şiirler kısa konuşmalar çok ama çok ciddi duruşlar vardı herkesin yüzünde. O günlerden bu günlere çok şeyler değişti özellikle on kasımlarda üzüntü yerine farklı bakışlar ortaya kondu. Onu anlamak ve yaşatmak adına Atatürk’ün hayatından kısa kısa anlam yüklü vecizelerini ,şarkılarını, türkülerini hayata bakışlarını daha iyi örneklerle tanıtmaya ve tanımaya başladık.

10 Kasım 1938 saat 9’u 5 geçerken kendine gelir gibi olmuştu mavi gözlü dev. Çevresine şöyle bir baktı. Belki de yine zamanı merak ederek sabitleşti derin mavi gözleri. Artık zaman durmuştu. Bugün yine zamanın donduğu, saatlerin 9’u 5 geçe durduğu bir 10 Kasım günü.

Semih hocamın güzel sesinde söyledikleri anlam yüklüydü. 
Ey büyük Atatürk, 
Zamanın donup saatlerin durduğu böyle bir günde, zihinlerimizde donmayan ve durmayan tek hakikat bin bir güçlük ve meşakkatler sonunda kurmuş olduğunuz Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalacağı gerçeğidir.

Salonun ışıkları bir anda kararırken fon müziğinden “İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar” ile yüreklerimizden gelen sesimiz ile olduğumuz yerden kısık sesle eşlik ettik. Çünkü atamızın son dakikalarını yaşadığı o ölümsüz yatak ,baş ucunda iki asker ve Salih Bozok arkadaşları ile volta atarken bazen Atatürk’ün yüzünü mendille siliyorlar. Doktor Mustafa Kemal’in nabzını bir kez daha kontrol ettikten sonra yüzünü Salih Bozok’a çevirip yapacak bir şey şeyin kalmadığını işaretinden sonra Türk ulusunun ulu önderi artık aramızda değildi. O dakikalar ulusumuz için gerçekten durmuştu..Her yıl on kasım da 09.05 gösterdiği dakikalarda hep Atamız için duracaktı. 

Bundan iki yıl önce bir on kasım günü Kocatepe de 1874 rakımlı tepede Atatürk’ün anma törenini yaptıktan sonra tam yüz beş kişilik bir kafile eşliğinde savaşların yapıldığı Belentepe, Çiğiltepe ve Tınaztepe’yi yürüyerek İzmir yoluna çıkmıştık. O kadar zorlu engelleri bizler tüm dökümanlarımız olmasına rağmen çok zorlanmıştık. Ama Atatürk ve silah arkadaşları bu yerleri sanki düz yol gibi kısa bir sürede kat edip düşmanı 9 eylül’de İzmir de denize dökmüşlerdi. Atatürk’ü ve silah arkadaşlarına bir kez daha Allah dan rahmet dilerken tekrar sahneye bakıyorum..

TED Koleji 10 kasım Atatürk’ü anma gününün son bölümünde ulu önderimizin bilinmeyen görüntüleri sinevizyon eşliğinde görüntüleri verilirken diğer yandan ünlü şairimiz Orhan Seyfi Orhon’un kanserden ölen kızının arkasından ağzından dökülen sözcüklerin bestelenmiş olan ‘’ VEDA BUSESİ’’ eserinin verilmesi çok güzeldi. Tam günün anlam ve önemine uygundu 
Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda buseni
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın.
Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın?
Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım birkaç kelime...
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?
.

Bu vesile ile böylesine güzel proğramı hazırlayan değerli Semih Binici, Saliha Bozdemir, Duru Şengül Arslan ve emeği geçen tüm arkadaşlara sonsuz teşekkür ederim. 

Hoşca kalın ama dostça kalın selam ve sevgimle

 
Etiketler: VEDA, BUSESİ, (ATATÜRK),
Yorumlar
Haber Yazılımı