Yazı Detayı
05 Nisan 2020 - Pazar 17:13 Bu yazı 253 kez okundu
 
Virüs Bize Kendimizi Takdim Ediyor.
JALE ADEMOĞLU
 
 

 

Şu sıralar çoğu sorunumuzu geri planda bıraktık, ufak problemlerimizi, minik kavgalarımızı… Bir süre askıya aldık. 
Hastalıklarımızı bile erteledik. Carl Sagan’ın dünyamızı Soluk Mavi Nokta olarak adlandırdığı o satırlar, işte tam da bu zamanlarda belki birçoğumuz tarafından hissediliyor.
 O Soluk Mavi Noktada yaşayan insanlar olarak ortak endişeleri taşıyoruz…

Hayatın koşuşturmasında, bir pause düğmesine basılmışçasına, küçük bir çocuğun her şeyi detaylı bir şekilde incelediği, yakından baktığı ve hayret ettiği o sıradan şeylere bizler de farklı gözler ile bakıyoruz.
 Kimimiz bu gönüllü karantina evresinde, inzivaya çekilmiş biri gibi aydınlanıyor. 
Kimimiz dünyayı yeniden tanıyor. Kimimiz her hafta hastaneye gitmeden de iyi olduğunu fark ediyor. 
Kimimiz kendiyle baş başa kalmanın sıkıcılığı içinde, kimimiz ise kendini keşfediyor.
Üstelik yaşımız kaç olursa olsun.
Kendimiz ile baş başa kalmak o kadar korku dolu oldu ki sanırım, küçük çocukları kendi kendine düşünmeye bile bırakmıyoruz. 
Hemen hayal dünyası ve düşünceleri arasına bir elektronik bakıcı sokuyoruz.
Hiçbir yetişkinin sahip olmadığı, çocuklara özgü o güzel hayal gücünü kendi ellerimizle yok ediyoruz…

Küçük bir virüs, bizi düşüncelere itti. Varlığımızı sorgulamaya bile başladık. 
Üstelik sanki dünyaya dün gelmişiz gibi… Yüzyıllardır düşünülen, keşfedilen şeyleri sanki şu an yeniden keşfediyoruz gibi. 
Belki birçoğumuz, ufak problemleri büyütme krizinden, büyük problemleri daha olgun gözlerle görme merhalesine geçti.
Her gün yaşam amacımız gibi olmuş sıradan şeyleri problem etmiyoruz artık… 
Kavgalarımızı erteliyoruz, bir şey ertelenebiliyorsa eğer, o büyük bir problem değildir. Problemlerimiz yeniden teraziye konuluyor.
 Ertelediğimiz onca sorun, eğer onları erteleyebiliyorsak, hayatımızı zorlaştıracak kadar problem sınıfına girer mi?
 Daha önemli meselelerimiz var.
 Aslında birazcık içimize yönelseydik görecektik her şeyi çıplaklığıyla… Fakat bizler, karbon insan kopyaları gibi birbirimizden 
gördüğümüz basit şeyleri problem etmeyi, yine birbirimize öğretiyoruz. İnsanlara ihtiyacımız olduğu kadar yalnızlığa da ihtiyacımız var. 
Bizler o kadar meşgulüz ki bir şeylerle hayatımız boyunca… Kendimizi bile tanıyacak zamanımız yok, 
sıradan bir ünlünün bile hakkında daha çok şey biliyoruz.

 Peki ya kendimiz? 

Bizler, kendimizi bile yeterince tanımıyoruz, yapmam dediğimiz şeyleri yapıyoruz. Kendimizi sandığımız o kişi değiliz. 
Etrafa, olmak istediğimiz hayali insanın tanımını yapıp oymuş gibi davranırken, kısa sürede çuvallıyoruz. 
Başkalarında bile sevmediğimiz o özellikleri taşıdığımızı fark ediyoruz.
 En çok sinirlendiğimiz, ayağa kalkıp öfkeyle baktığımız o insanlarda, belki de, zaman zaman aynalanmış halimizi görüyoruz. 
Belki de bizi, bu denli öfkeye sürükleyen şey, onlarda gördüğümüz kötü şeyin bizde de olduğunu anladığımız o andır.
 Ne acıdır ki olduğumuzu sandığımız insan olmadığımızı bile anlayamıyoruz. 
Ama geç değil, ümit her zaman vardır. Bu sosyal izolasyon günlerinde boş bir gürültüden ibaret olan bazı diyaloglar azaldı. 
Bize hiçbir şey katmayan insanlar ile iletişimimiz sıfırlandı. Hiçbir şey öğretmediğimiz ve öğrenmediğimiz monologlar son buldu.

On binlerce yıldır var olan insanlık tarihinden aldığımız mesajlarla, hala kendimizi tanıyamadığımız bu anlarda bir virüs, bu yüzyıl insanlarını kendilerini tanımaları için fırsat veriyor.
İte ite öğretiyor. 
Kendimizi, dünyayı, evreni sorgulamamız bu şekilde olacaksa, oluyor işte… Hem de her çağda, binlerce yıldır… 
Demek ki sandığımız kadar gelişmiş canlılar değiliz…

“Her bir birey, yaratıcı fedakârlığın ışığında mı yoksa yıkıcı bencilliğin karanlığında mı yürüyeceğine karar vermelidir.”
Martin Luther King

Sevgiyle ve bilgiyle gelişmemiz dileğiyle…
Evinizde kalın,
Sevgiyle kalın.

 
Etiketler: Virüs, Bize, Kendimizi, Takdim, Ediyor.,
Yorumlar
Haber Yazılımı