Bugun...

Dr. Kadriye IŞIKLAR PÜRÇEK -SAHNEDEN

 Tarih: 17-10-2020 12:02:00  -   Güncelleme: 17-10-2020 14:11:00
DR.KADRİYE ISIKLAR PÜRÇEK

 

Aktrist ya da aktör olduğumuz yok  lakin rollerimiz var. 
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre rol sözcüğünün  asıl anlamı:

Bir kişiliği canlandıran oyuncunun söylemesi ve yapması gereken hareketlerin genel adı. Bu asıl anlamı yanında mecazi anlamları da mevcut. 
Bunlardan biri  görev öteki  gerçek olmayan davranış, gösteriş. 
Hayat bir tiyatro sahnesi diyor ünlü İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu  Shakespeare …

Hayat sahnesinde bir kişiliği canlandıran bizlerin söylememiz ve yapmamız gerekenler bizim rollerimiz. Her birimiz  dünyada görev ve sorumluluklar ekolojisi içinde yaşam sürüyoruz. 
Bu görev sorumluluklarımıza  rollerimiz diyoruz.
Bu gerekliliklerin neler olduğuna dair çerçeveyi  bilim,  felsefe, din çiziyor. 
Örneğin psikoloji ve sağlık (tıp dahil)  bilimi hayatı mutlu, iyi hissederek, kendini ifade ederek yaşamanın, kendimizle ve öteki/ötekilerle ilişkilerimizde uygun davranış ve düşünce sistematiğinin reçetelerini vermeye çabalıyor. 
Ekonomi bilimi zenginliği ve refahı  nasıl kazanacağımız, koruyacağımız  nasıl artıracağımız konusunu araştırıyor. 
Felsefe insan olmanın anlamı üzerinde düşünceler üretiyor. 
Din ise  iyi , doğru ve güzel davranış yani ahlak yasalarını içeriyor.
 Kimin evladı olarak doğacağımızı seçmiyoruz yalnızca denirdi. 
Bugün anne babamızı bile seçerek dünya sahnesinde belirdiğimizi bile  söyleyenler var. 
Rollerimizi kendi rengimizle boyarız. 
Biraz açayım, herkes rolünü kendine göre yani  kişiliğine göre oynar. 
Herkes kendi algı, duygu, düşünce dünyası çerçevesinde gerçekleştirir hayat sahnesinde rollerini. Herkes kafasına göre yaparsa rolünü anlamlı ve anlaşılır bir oyun çıkar mı ortaya?. 
İşte farklılıklarımızla bizi bir arada tutabilen, kaostan koruyan  tutkal sıklıkla  saygı olarak isimlendirdiğimiz; nezaket, görgü, hemdert olmak, hürmet, vefadır.  
Özellikle nezaket, görgü (adab- ı muaşeret) toplumun trafik lambaları trafik işaretleri gibidir. Kazaları önler. 
 Mutasavvıfların edeb ya hu dedikleri kadar var. 
Kişilik, çevre ile genetik mirasın fonksiyonudur der Kurt Lewin.
Kişilik bir çeşit şablon . 
Yani çok kez tekrarlandığından kanıksanmış basmakalıp örnek. 
Kişilik tekrardan, kalıp davranışlardan örülmüş bir maske gibi.
Hani birine 40 kere deli dersen delirir derler ya onun gibi bir şey. 
Rollerimiz bizi bir rutinin içine gömebiliyor.  
 
Rutin;  sıradanlaşmış, otomatik pilotta neredeyse irade dışı yaşamdır. 
Oysa hayat bize sınırsız imkânlar, sınırsız olay örgüleri sunuyor.
Rutin yaptığı eylemin farkında olmaksızın yaşamaktır. 
Yani gözü bakar özü uyur halde olmaktır, huşÛ (gönül doygunluğu) olmayan  bir hayattır . Oysa rutinin dışına kolayca çıkabilirsiniz örneğin evinize farklı bir yoldan gidebilir, otobüsten bir durak önce inip yürüyebilirsiniz, hangi işi yapıyorsanız bütün dikkatinizi yalnızca o işe verebilirsiniz. Bilgeye sormuşlar bilgeliğin sırrı nedir diye.
 Bilge şöyle söylemiş, “ saçımı tararken sadece saçımı düşünürüm”.  
 Bilinçli farkındalık hali. 
An’ı bereketlendiren bir hal içinde olmak budur. 
Rutini yerine getirebiliyor olduğumuzu farketme hali bize psikoloji bilimi açısından derin bir tatmin ve akış,   din açısından şükür ve hamd yaşantısı verecektir. 
Çevre ile genetik mirasın fonksiyonu olduğu söylenen  ve çok kez tekrarlandığından   adeta bir değişmez  mevkiinde gördüğümüz alnımıza bir etiket gibi yapıştırdığımız   kişiliğimiz  değişebilir, gelişebilir . 
Yeter ki İçsel eczanemizin raflarını dolduralım.”
İnsan, kendini dönüştürüp iyileştirebilen bir sistem, yeter ki ona acı veren şeyden kaçmasın, acıda kalmayı başarsın ve onun söylediklerine kulak versin”. Yani  denge ve esnekliği kaybetmeyelim.  
“Kilit kavram, esneklik. 
Çünkü bizler yaşadığımız bir acıyla baş edebilmek için kendimizi genellikle hayattaki diğer olanaklara katılaştırıyoruz.
 Bu yalnızca duygu, düşünce ve ilişki düzlemimize değil bedenimize de yansıyor. 
Yani hem fiziksel olarak hasta oluyoruz hem de hayatın sunduğu olanakları görmemeyi, onlara kör olmayı seçiyoruz. 
Hayat bize sınırsız imkânlar, sınırsız olay örgüleri sunuyor ama biz kendimizi, ancak tek bir imkân dahilinde hayatta kalabileceğimize inandırıyoruz. 
Başımızın ağrımasına yahut rahatsızlanmamıza sebep olan şey hissettiğimiz acıdan ziyade kendimizle ilgili olarak kurduğumuz öykülerdir.
Öyküde dile getirdikleriniz kendinize acıma, geçmişte yaşadıklarınıza hayıflanma ve sızlanma üzerine olursa eğer; nöronal sisteminiz stres yüklü hormonlar salgılamaya başlayacaktır. 
Şöyle bir şey belki, önümüzde şahane olasılıklar var ama biz hiçbirini görmeden tek bir noktada, tek bir olanakta takılıyoruz. 
Varlığımızdaki diğer kaynaklara kör kalıyor Kendi yükselmemizi bastırıyoruz. Çünkü kişi her yaşta ruhsal olarak büyüyebilir.” Zihni Zararsızoğlu


Hayat  ne  yalnızca bir mutluluk türküsü ne de  ciğerleri yakan bir ağıt. 
Bir mutluluk türküsü bir ağıt. 
Hem o hem o.  Dileğim o ki acı da da sevinçte  de dengemizi  koruyalım. 
ve bunların içinde donup kalmayalım.
her sözüm dinleyen özüm seçemez
sırat köprüsünden ince sözlüyüm 
(Seyrani)

  Bu yazı 1745 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • SON YORUMLANAN HABERLER
  • SON YORUMLANAN VİDEOLAR
YUKARI