Gözden Kaçırmayın
DEVLET DEMİRYOLLARI İŞLETMESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNDEN OTLA MÜCADELE KAPSAMINDA İLAÇLAMA YAPILACAKTIR!Mezopotamya’nın Kalbinde Bir Kastamonulu Mardin’de Taşın ve Zamanın İzinde
Kastamonu’nun dik yamaçlarından, ahşap konakların kokusundan çıkıp; güneşin taşı altın rengine boyadığı, tarihin ev sahibi Mardin’e varmak... Geçtiğimiz günlerde Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği (TİGAD) tarafından düzenlenen ev sahipliğimizi Mardin Haber Gazetesi imtiyaz sahibi Murat Akgül’ün yatığı TİGAD’ın 11. çalıştayı vesilesiyle Mezopotamya’nın bu efsunlu kentine bir yolculuk yaptık. Meslekte geçen onca yıldan sonra insan "daha ne görebilirim?" diyor ama Mardin, gazeteci merakımı bile susturacak kadar görkemli karşıladı beni. Çalıştayın verimli oturumları biter bitmez, kalemimi ve fotoğraf makinemi yanıma alıp bu "Gündüzü seyranlık, gecesi gerdanlık" şehrin sokaklarına daldım.
Taşın Dile Geldiği Sokaklar
Mardin demek, her şeyden önce sabır demek. O daracık "abbara"lardan (sokak altı geçitler) geçerken, bizim Kastamonu’nun o meşhur dik yokuşlarını hatırladım. Ama burada taş, ahşaptan daha baskın. Ustaların elinde dantel gibi işlenmiş o sarı kalker taşları, sanki birer tapınak değil de canlı birer organizma gibi nefes alıyor.
Eski Mardin sokaklarında yürürken sadece bir şehri gezmiyorsunuz; adeta bir zaman tünelinde, dillerin ve dinlerin nasıl kardeşçe harmanlandığına şahitlik ediyorsunuz. Bir yanda ezan sesi yükselirken, hemen ötede bir kilisenin çanı yankılanıyor. Bu çok seslilik, bizim memleketin kadim kültürüyle ne kadar da örtüşüyor diye geçirdim içimden.
Tarihin Sessiz Tanıkları: Kasımiye ve Dara
Gezimin en etkileyici duraklarından biri şüphesiz Kasımiye Medresesi oldu. O avludaki havuzun başında durup suyun akışını izlerken, medresenin mimarisindeki felsefeyi düşündüm: Doğum, yaşam, ölüm ve sonrası... İnsanın ruhunu dinlendiren o sessizlikte, Mezopotamya ovasına karşı bir çay içmenin keyfi bambaşka.
Bir de Dara Antik Kenti var ki... "Mezopotamya’nın Efes’i" diyorlar ama bence Dara, kendi başına bir dünya. Yer altı sarnıçları ve o devasa kaya mezarları arasında dolaşırken, insanın tarih karşısındaki küçüklüğünü bir kez daha anlıyorsunuz. Bizim buralarda kazmayı nereye vursanız tarih fışkırıyor ya, Mardin’de de durum aynı; sadece renkler farklı.
Damakta Kalan Efsun: Mardin Lezzetleri
Bir Kastamonulu olarak yemek kültürümüzle gurur duyarım, ancak Mardin mutfağına da şapka çıkarmak gerek.
İçli Köfte (Irok): Bizim etli ekmeğimiz kadar iddialı bir ustalık eseri.
Mardin Tabağı: Baharatın, etle ve bulgurla dansı.
Süryani çöreği ve Mırra: Binlerce yıllık bir geleneğin günümüze süzülmüş hali.
Mavi badem şekeri: Damağa tad, ağza şifa. Çünkü boyası kök boya ve ağız yaralarına iyi gelir.
Mardin’in o meşhur çarşılarında dolaşırken bakırcıların çekiç sesleri, gümüşçülerin (telkari) ince işçiliği bana bizim çarşılardaki zanaatkarları anımsattı. İnsanlar o kadar sıcakkanlı, o kadar misafirperver ki; yabancılık çekmek imkânsız.
Bir Eksiklik, Bir Burukluk…
Mardin’in bu kadim misafirperverliğini çarşıda, pazarda, sokaktaki vatandaştan fazlasıyla gördük; ancak şehrin yönetim katında aynı sıcaklığı bulduğumuzu söylemek maalesef güç. 81 ilden gelen yaklaşık 130 gazeteci, Mardin’i tanımak, tanıtmak ve bu güzellikleri tüm Türkiye’ye duyurmak için oradayken; Mardin Valisi ve aynı zamanda Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olan Sayın Valimiz Tuncay Akkoyun’un çalıştayımıza kayıtsız kalması bizleri üzdü.
Açıkçası hem bir vali hem de kayyum belediye başkanı olarak; devletin Mardin’e dokunuşlarını, hayata geçirilen hizmetleri ve devletin o şefkatli, birleştirici yüzünü bizzat en yetkili ağızdan duymayı, öğrenmeyi çok isterdik. Keza İl Kültür Müdürümüzden Mardin’in derinliğini dinlemek de bu organizasyonun olmazsa olmazıydı. 130 kalem Mardin’i yazmaya hazır beklerken, şehrin mülki amirlerinin bu heyecana ortak olmaması, "Gündüzü seyranlık" olan bu kentin idari tanıtım yüzünde bir gölge olarak kaldı.
Son Söz: Bir Gönül Köprüsü
TİGAD’ın düzenlediği bu gezi, sadece mesleki bir buluşma değil, benim için Karadeniz’in yeşili ile Mezopotamya’nın sarısını birleştiren bir gönül köprüsü oldu. Kastamonu’nun dumanlı dağlarından Mardin’in engin ovalarına bakarken şunu anladım: Bu topraklar, farklılıklarıyla güzel.
Mardin’den cebimde eşsiz fotoğraflar, damağımda unutulmaz tatlar ve ruhumda kadim bir huzurla döndüm. Eğer yolunuz düşerse, Mardin’in o dar sokaklarında kaybolmaktan korkmayın; çünkü her çıkmaz sokak sizi kendinize daha çok yaklaştırıyor.













Yorumlar
Yorum Yap