BAYRAMDA BEKLEYENLERİ BEKLETMEYİN..
Önümüz bayram. On bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’ten sonra idrak edeceğimiz Ramazan Bayramımız mübarek olsun. Bayram; sevgi saygıdır, ziyarettir, büyükleri ziyaret ve hatırlarını saymak hayır dualarını almaktır. Tatil değildir, eş dost akraba ziyaretidir, sıla-i rahimdir aynı zamanda. Büyüklerimiz bayram günü bizi hasretle bekliyorlar. Gözleri kapıda bırakmayalım onları, gidelim ziyaret edelim ve hayır dualarını alalım..
Aşağıda vereceğim yaşanmış bir örnekle konuyu örneklendireyim:
Bayram günü çocuklarına küçük bir yalan söyledi. “Ben sizdeyim,” dedi.
Oğluna göre Ankara’daydı. Kızına göre İstanbul’da. Gerçek ise bambaşkaydı. Bayramın birinci günü.
Saat 13.05. 79 yaşında bir adam…Denizli’deki eski apartmanında tek kişilik bir bayram sofrası kurmuştu. Adı Hüseyin. 42 yıl Sümerbank’ta çalışmıştı. Hayatı tezgâh başında, çocuk büyütmekle geçmişti. Ama en çok eski bayramları özlüyordu. Eşi Nermin hanım altı yıl önce vefat etmişti. O gittiğinden beri bayramların sesi azalmıştı. Eskiden sabah erkenden kalkardı. Reçeller dizilir, sıcak pide kokusu evi doldururdu. Nermin hanım mutfakta bir komutan gibiydi. Ev bayram gibi olurdu. Şimdi ev sessizdi. Bayramdan bir hafta önce kendi kendine şöyle dedi: “Emre’nin işi yoğun. Elif nöbette. Torunlara yol çektirmeyeyim.” Ama içindeki gerçek cümle şuydu: “Ben babayım… yük olmam.” Telefon ettiklerinde hep aynı şeyi söyledi: “Ben size gelirim… bana da değişiklik olur.” Onlar da gerçekten gezmek istediğini sandı. Oysa sadece kimseyi yormak istemiyordu. Bizim kuşakta babalar kolay kolay “yalnızım” demez. Biz şöyle deriz: “Ben iyiyim.” Bayramdan üç gün önce telefonu çaldı. Oğlu arıyordu. “Baba… Elif’e gidersin değil mi? Benim planım çıktı.” “Elbette oğlum,” dedi.
Bir süre sonra telefon yine çaldı. Bu kez kızı Elif. “Baba… Emre’ye gidersin değil mi? Ben nöbetteyim.”
“Tabii kızım… merak etme.” İkisinin de içi rahatladı.
Hüseyin amca telefonu kapattı. Ev biraz daha sessizleşti. Bayram sabahı ezanla uyandı. Çay koydu. Dolabın üstünde Nermin hanımın porselen şekerliği vardı. Almak için sandalye çekti. Ama artık genç değildi. Sandalye kaydı. Şekerlik yere düştü kendi diğer yana. Bir an yerde sırt üstü kaldı. Aklından geçen tek şey şuydu: “Ya beni birkaç gün sonra bulurlarsa…”
20 dakika yerde bekledi. Sonra kalktı. Bir tabak pilav koydu. Bir parça kavurma. Tek kişilik bayram sofrası.
Öğleden sonra telefon çaldı. Görüntülü arama. Emre:
“Baba! Elif’lerde misin? Masayı göster!” Telefonu çevirdi. Masada tek tabak vardı. Tek bardak.
Elif ekrana geldi. Sessizlik oldu. Sonra Elif yavaşça sordu: “Baba… yalnız mısın?” Cevap veremedi.
Ekranın arkasından Emre’nin sesi geldi: “Toplanıyoruz. Babam yalnız bayram yapmış.”
Telefon kapandı. Ertesi sabah kapı çaldı. Apartmanın önünde iki araba vardı.
Pijamalı torunlar merdivenleri koşarak çıktı. Arkasından Elif… Üzerinde hâlâ hastane forması vardı.
Gözleri nemliydi. “Baba…” dedi. “Affet bizi.”
Torunlar bacaklarına sarıldı. Bir anda ev değişti. Sıcak pide kokusu. Sarma tabakları. Torunların elinde kurabiyeler…Ev yeniden bayrama döndü. Ve Hüseyin amca o gün şunu düşündü: Bazı insanlar yalnız değildir. Sadece içlerinde çok eski bir çekirdek inanç vardır. “Yük olmamalıyım.”
O yüzden çoğu anne baba yalnız olduklarını söylemez. Sadece şunu söylerler: “Ben iyiyim.” Eğer anneniz ya da babanız “Merak etmeyin ben iyiyim” diyorsa… Bir kez daha arayın. Bir kez daha sorun. Çünkü bazen bir ziyaret bir insanın bütün bayramını değiştirir. Ve bazen insanlar yalnız değildir. Sadece yük olmak istemezler.
Bekleyenleri gözleri kapıda, pencerede bekletmeyin. Bayramlar bayram gibi olsun, hayırlı bayramlar..
Lokman ÖZKUL
Eğitimci-Yazar













Yorumlar