Her yıl 24 Temmuz geldiğinde, "Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun" mesajları peş peşe sıralanıyor.

Sosyal medya paylaşımları yapılıyor, kutlama programları düzenleniyor, güzel cümleler kuruluyor.

Ancak o kutlamaların ardında çoğu zaman görülmeyen bir gerçek var: Gazetecilerin büyük bir bölümü hâlâ geçim derdiyle mücadele ediyor.

Kalemiyle, kamerasıyla, mikrofonuyla halkın haber alma hakkı için gece gündüz çalışan gazeteciler, ne yazık ki kendi yaşam mücadelesinde çoğu zaman yalnız bırakılıyor.

Bugün birçok gazeteci, mesleğinin gerektirdiği fedakârlığın karşılığını alamıyor. Uzun çalışma saatleri, hafta sonu ve resmi tatil demeden süren mesailer, gece yarısı gelen ihbarlar, afet bölgeleri, kazalar, mahkeme koridorları, seçim meydanları... Bütün bu yoğun tempoya rağmen hâlâ asgari ücretle çalışmak zorunda kalan yüzlerce, binlerce basın emekçisi var.

Oysa gazetecilik sadece bir meslek değildir. Gazetecilik; halkın gözü, kulağı ve vicdanı olmaktır. Demokrasinin en önemli yapı taşlarından biri olan özgür basın, güçlü gazetecilerle ayakta kalabilir. Gazeteci ekonomik kaygılar içinde yaşam mücadelesi verirken, mesleğin bağımsızlığını ve niteliğini korumak da her geçen gün daha zor hâle gelir.

24 Temmuz, Türk basın tarihinde sansürün kaldırıldığı gün olarak anılıyor. Elbette bu tarih büyük bir anlam taşıyor. Ancak günümüzde yalnızca sansürün kalkmış olması yeterli değil. Gazetecinin emeğinin karşılığını alabildiği, mesleki haklarının korunduğu, sosyal güvencesinin eksiksiz olduğu ve insanca yaşayabileceği bir gelir elde ettiği bir çalışma düzeni de en az basın özgürlüğü kadar önemlidir.

Bugün birçok yerel gazeteci, kısıtlı imkânlarla kentinin sesi olmaya çalışıyor. Büyük fedakârlıklarla haber peşinde koşuyor, çoğu zaman kendi cebinden harcayarak görevini yerine getiriyor. Kimi zaman tehdit ediliyor, kimi zaman yıpranıyor, kimi zaman da verdiği emeğin karşılığını alamıyor. Buna rağmen ertesi sabah yine kamerasını alıp sokağa çıkıyor. Çünkü biliyor ki toplumun doğru bilgiye ulaşması için birilerinin o görevi yapması gerekiyor.

Gazetecilerin hak ettiği ücret, yalnızca onların refahı için değil; toplumun doğru, tarafsız ve kaliteli habere ulaşabilmesi için de gereklidir. Güvencesiz çalışan, ekonomik sıkıntılarla boğuşan bir basın mensubundan sürekli yüksek motivasyon beklemek gerçekçi değildir.

24 Temmuz'un gerçek anlamda bir bayram olabilmesi için gazetecilerin sadece alkışlanması değil, hak ettikleri değeri görmeleri gerekir. Daha iyi çalışma koşulları, adil ücret politikaları, güçlü sosyal haklar ve mesleki güvenceler sağlanmadan yapılacak kutlamalar eksik kalacaktır.

Belki de bu yıl en anlamlı kutlama; "Gazetecilerimizin emeğinin karşılığını almasını istiyoruz." diyebilmektir.

Çünkü haberin peşinde ömrünü tüketen insanların da huzurlu bir yaşamı, insanca çalışma şartları ve gelecek kaygısı taşımadan yaşayabilecekleri bir meslek hayatını hak ettiklerini unutmamalıyız.

24 Temmuz, yalnızca bir kutlama günü değil; basın emekçilerinin sesi olma, sorunlarını dile getirme ve çözüm arama günü olmalıdır.

Tüm zorluklara rağmen gerçeğin izinden yürüyen, halkın haber alma hakkı için fedakârca çalışan, kalemini ve vicdanını satmayan tüm basın emekçilerinin 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun.

Dileğimiz; gelecek yıllarda gazetecilerin yalnızca bayramlarını değil, emeklerinin karşılığını aldıkları, haklarının korunduğu ve mesleklerini onurla sürdürebildikleri günleri de birlikte kutlayabilmektir.