بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم
اَلْحَمْدُ لِلَّه رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ اَجْمَعِينَ
UMRENİN FAZİLETİ
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكاً وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ فِيهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِناً وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev, Mekke’deki (Kâbe) dir. Orada apaçık nişaneler, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.” (Al-i İmran Suresi, 96-97)
Hac mevsimi dışında Kâbe’yi ziyaret etmeye “umre” denir.
Umre, Allah’ın davetini kabul edip yola çıkmaktır; Onun ‘’evim’’ dediği Kâbe’yi ziyaret etmektir. Allah Teâlâ, ‘’evim’’ dediği Kâbe’nin ziyaret edilmesini, insanların hepsinden tek tek istemektedir. Tabii ki gitme imkânı bulabildikleri takdirde. Bu ibadetle onların bütün günahlarını arındırmayı da vaat etmiştir. Analarından doğdukları gün gibi tertemiz.
Bir müminin evinden ayrılıp, mübarek beldeleri hac veya umre için ziyaret etmesi, insanın Yaratıcısı'na olan sevgisine işarettir. Müminin sevdiği her şeyini, vatanını, evini, ailesini, ana-babasını, kısacası onun için değer taşıyan her şeyi bir mukaddes gaye için terk edip, bu çileli ve zahmetli ama kudsi yolculuğa çıkabilmesi, ancak ondaki muhabbetullah duygusunu ifade eder.
Hz. Ömer (radıyallahu anh) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur:
‘’Ey insanlar! Sizin üzerinize, yolculuğa çıkılarak yapılan üç ibadet yazılmıştır: Sizin üzerinize hac ve umre yazılmıştır. Sizin üzerinize cihad yazılmıştır. Sizin üzerinize, kişinin, malını Allah yolunda harcamanın yollarını araması yazılmıştır. Nefsimi kudret elinde tutan Allah Teâlâ’ya yemin ederim ki, Allah yolunda nefsim ve malımla bu işlerden birini yapmak isterken ölmem, bana yatağımda ölmekten daha sevimlidir. Bu uğurda ölmenin şehitlik (mertebesinde bir ölüm) olduğunu söylemiş olsaydım, bunun şehitlik (mertebesine çıkaran bir ölüm) olduğunu düşündüğüm için söylerdim. [1]
Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur: “Kim Allah yolunda hac, umre ve gaza için çıkar da bu uğurda can verirse Allah'u Teâlâ o kişiye kıyamete kadar gaza, hac ve umre yapmış sevabı verir.” [2]
Umrenin Yapılış Şekli ve Hükmü
Mikât sınırlarının birinde ihrama girilir ve niyet edilir. Kâbe’ye gelip tavaf yapılır, ardından Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y yapılır, tıraş olunup ihramdan çıkılır. Böylece kişi umre yapmış olur. Ömürde en az bir kere umre yapmak Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre müekked sünnet, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre farzdır. Hanefî mezhebinden bazı âlimler, umrenin vâcip olduğu katindedirler.
Bir sefer umre yaptıktan sonra tekrar tekrar umre yapmak, imkân ve fırsatını bulanlara tavsiye edilmiş sevabı çok olan ve sünnette günahlara kefâret olduğu bildirilen faziletli bir ibadettir.
Denilmiştir ki: Yedi tavaf, bir umre’ye; üç umre de bir hacca bedeldir. Ayrıca umre, küçük hacdır.
Hac ve Umre Cihada Denktir
Hz. Aişe (radıyallahu anha): “Ey Allah’ın Resulü, seninle cihad etmek üzere biz de sefere çıkmayalım mı? Zira ben Kur’an’da cihattan daha faziletli bir amel göremiyorum.” diye sorduklarında Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şu cevabı vermiştir:
“Hayır, ancak, cihâdın en faziletli ve en güzeli hacc-ı mebrûrdur.” Hz. Aişe (radıyallahu anha) der ki: “Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım.” [3]
İbn Mace’deki rivayet şöyledir: Hz. Aişe (radıyallahu anha) der ki: “Ey Allah’ın Resulü, kadınlara da cihad var mı?” “Evet, içinde savaş olmayan bir cihad var ki Hacc ve umredir” [4]
Resulullah [sallallahu aleyhi vesellem] Efendimiz buyurdular ki: “Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihadı hacc ve umredir.” [5]
Şeyh Ebü’l-Abbas el-Mürsî Hazretleri [kudduse sirruhu] şöyle buyurmuştur: “Mekke’ye varmaktan maksat Kâbe’yi görmek olmamalıdır. Asıl gaye, Kâbe’nin sahibi olmalıdır.”
Hac ve Umre Günahları Temizler
Resulullah [sallallahu aleyhi vesellem] Efendimiz buyurdular ki “Hacla umrenin arasını birleştirin. Zira bunlar tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi günahları temizler.” [6]
Körüğün demirdeki pisliği temizlediği gibi hac ve umrenin de kişiyi temizlediği ifade ediliyor. Buradaki teşbih dikkat çekicidir. Körük demirdeki pisliği basit bir üfürme ile değil, ciddi bir yakma ile temizlemektedir. Hac ve umre ibadetinde, gerçekten nefsi alev alev yakan, temizleyen çeşitli ateşler, sıkıntılar vardır: Maldan harcamalar, açlık, susuzluk, yorgunluk, uykusuzluk… Bunlara sırf Allah c.c rızası için sabırla katlanmış olanlar tertemiz olacaktır.
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur: “Bir umre, diğer umreye kadar arada işlenenler için kefarettir. Hacc-ı Mebrûr’un (kabul edilmiş haccın) karşılığı cennetten başka bir şey değildir” [7]
Bu ibadetleri ve ayrıcalıkları başka beldelerde bulmak mümkün değildir. Umre ve hac burada yapılır. Başka memleketlerde ne yapılırsa yapılsın umreci ve hacı olunmaz.
Dikkat etmeli ki hadiste “haccın karşılığı cennettir” denmiyor, “mebrur (kabul edilmiş bir) haccın karşılığı cennettir” deniyor. Haccımızın mebrur olması için çok gayret göstermeliyiz. Bu kolay değildir. Bu amelin hükümlerini güzelce bilmeden, sabretmeden, gayret etmeden, çalışmadan ulaşılmaz.
Hacılar ve Umreciler Allah Teâlâ’nın Ziyaretçileridir
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur: “Hacılar ve umre yapanlar, Allah’ın ziyaretçileri ve ona gelen elçileridir. O’ndan istediklerinde onlara verir, istiğfar ettiklerinde onları affeder, O’na dua ettiklerinde dualarına karşılık verir. Birisi için şefaat ettiklerinde şefaatleri kabul edilir.” [8]
“Allah yolunda cihad eden, hacceden ve umre yapan Allah’ın elçisidir. Çünkü Allah bunların yapılmasına kulları davet etti, onlar da icabet ettiler. Buna mukabil onlar da O’ndan (dilediklerini istediler), Allah da onlara istediklerini verdi.” [9]
Hac veya umreye giden kişilerden dua almak ve dualarına kendisini de ortak etmesi için ricada bulunmak sünnettir.
Nitekim umre yapmak için izin isteyen Hz. Ömer’e (radıyallahu anh), Resul-i Ekrem [sallallahu aleyhi vesellem]: “Kardeşçik! Duanda bana da yer ayırır mısın?” buyurmuştur.
Hz. Ömer der ki: “Bu öyle bir dua isteği idi ki, karşılığında bana dünyalar verilseydi hiç bu kadar sevinmezdim.” [10]
Hac ve umre, günler boyu süren bir ibadettir. Namaz, oruç, sadaka, bütün ibadetler kısa zaman içinde yapılır, ancak hac ve umre öyle değildir. İnsan evine dönene kadar ibadet halindedir. Onun için duası kıymetlidir.
İhram Giymek
İhram; hac ve umre dışında yapılması mübah olan -koku sürünmek, tırnak kesmek, tıraş olmak gibi bazı şeyleri kendisine haram kılmaktır. Bu da niyet ve telbiye ile gerçekleşir. Bu ihramla hac veya umre başlamış olur.
İhramlı biri kefene sarılı ölü gibidir. Ölü hiçbir şey yapamadığı gibi ihramlı da bir kılını dahi koparamaz. Ameliyathaneye alınan hasta artık evinden ve yakınlarından uzak tutulur. Ona ameliyat hazırlığı yapılır ve ameliyat elbiseleri giydirilir. İhram bu manada manevi ameliyat için giydiğimiz ameliyat elbisemizdir.
Telbiyenin Sevabı
Umre yolculuğu ihrama girmek ile başlar, ihramlı olmak da niyet ve telbiye ile olur. Umre heyecanı bu telbiye ile başlar. Daha Mekke-i Mükerreme’ye yüzlerce km kala hacı ve umreciler ihramlarını giyerler ve “Lebbeyk Allahümme…” nidaları ile bu kutlu beldeye adım adım yaklaşırlar.
Telbiye: “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnne’l hamde ve’n ni’mete leke vel mülk la şerîke lek”
Manası: “Buyur ey Rabbim huzuruna geldim, emrine geldim, bedenimle, ruhumla, içimle, dışımla, zahirimle, batınımla, malımla, mülkümle, her şeyimle senin emrine geldim ve sana teslim oldum. Sen ne emredersen başımla gözüm üstüne. Keyfinden vazgeç dersen vazgeçerim, alışkanlıklarından vazgeç dersen vazgeçerim. Hayatından vazgeç dersen vazgeçerim…” demektir.
Telbiye öyle bir zikirdir ki canlı cansız her şeyi heyecanlandırır. Böylece bu duaya iştirak ederler. Nitekim Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] buyurdular ki:
“Telbiyede bulunan hiçbir müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikamette arzın son hududuna kadar devam eder.” [11]
Mekke-i Mükerreme’ye Geliş ve Fazileti
Umre yapacak kimse, ihramlı olarak en kutlu şehir olan Mekke’ye gelir. Bu şehir Allah [celle celaluhu] ve Resulü [sallallahu aleyhi vesellem] katında çok değerlidir.
Mekke’ye “Ümmü‘l Kura / beldeleri aslı, anası” denmiştir. Çünkü o, yeryüzünde ilk yaratılan yerdir. Sonra yeryüzü onun altından döşenmiştir. Mekke, ilk yaratıldığı için ona “ümm/ana, asıl” denmiştir.
Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ; Mekke'yi fethinin ikinci gününde irad ettiği hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Şüphe yok ki, Allah, göklerle yeri, Güneş'le Ay'ı yarattığı gün, Mekke'yi de haram ve dokunulmaz kılmıştır.’’ [12]
“Burası, Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı bir bölgedir. Kıyamet gününe kadar da, haram ve dokunulmaz olarak kalacaktır. Mekke'yi haram ve dokunulmaz kılan Allah'tır [celle celaluhu]. Allah'a [celle celaluhu] ve âhiret gününe inanan kimseye, Mekke Hareminde kan dökmek, ağaç kesmek, helal olmaz! [13]
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur:“Bu ümmet, şu haram yerlere hakkı olduğu hürmeti gösterdiği müddetçe hayır üzere devam eder. Bu hürmete riayet etmediler mi helâk olurlar.” [14]
Mekke inananların ana vatanıdır. Hz. Havva annemiz ve Hz. Adem [aleyhisselâm] babamız burada yaşamışlardır. Efendimizin [sallallahu aleyhi vesellem] hanımları (radıyallahu anhum) oralıdır, onlar da bizim annelerimizdir. Kişi anavatanında rahat eder. Ayrıca o beldeleri Allah [celle celaluhu] “emin belde” diye adlandırarak buyurmuştur ki: “Oraya kim girerse, güven içinde olur” [15]
Resûli Kibriya Efendimiz, doğup büyüdüğü Mekke’den ayrılırken şöyle dedi: "Sen ne hoş beldesin. Seni ne kadar seviyorum! Eğer kavmim beni buradan çıkmaya mecbur etmeseydi, senden başka bir yerde ikamet etmezdim." [16]
Bunun üzerine, yüce Allah Habibini teselli eden şu ayeti indirdi: “Elbette, o Kur’ân’ın tebliğini üzerine farz kılan Allah, seni yine döneceğin yere (Mekke’ye) döndürecektir!” [17]
Kâbe-i Muazzama’yı Tavaf ve Mescid-i Haram’ın Fazileti
Mekke’ye varan ziyaretçinin ilk işi Kâbe’ye varıp tavaf etmektir. Âdem [aleyhisselâm] ve Havva anamız, Cennet’ten indirildikleri zaman yeryüzünde hiçbir yerleşim yeri yoktu. Ama Kâbe-i Muazzama'nın yeri belliydi. Yüce Mevlâ, Âdem’e [aleyhisselâm] yerini bildirdi ve Meleklerle birlikte inşaatını yapıp tamamladı. [18]
Böylece yeryüzünde insan için kurulmuş olan ilk ev Kâbe-i Muazzama oldu. Yüce Rabbimiz, bunu bize şöyle bildirdi:
"Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ev elbette Mekke'de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir.” [19]
Resulullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur: “Her kim beyte gelir, kadına yaklaşmaz, fısk işlemezse o kimse, anasından doğduğu gibi döner.” [20]
Hz. Resulullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur:“Benim şu mescidimde (Mescid-i Nebevî) kılınan namaz, Mescid-i Haram hariç başka mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz ise benim mescidimdeki yüz namazdan daha faziletlidir.” [21]
Başka hadis-i şeriflerde şöyledir:
“Sema kapılarının aralandığı ve duaların kabul edildiği dört zaman vardır. Bunlar; müminlerin Allah yolunda düşmanla karşılaştıkları an, yağmur yağdığı an, namaz kılındığı an ve Kâbe görüldüğü andır.” [22]
“Allah, bu ev için her gün yüz yirmi rahmet indirir. Bunun altmışı tavaf edenler, kırkı namaz kılanlar, yirmisi de ona bakanlar içindir.” [23]
Gavsı Cihan Hazretleri [kudduse sirruhu] şöyle demiştir: “Kâbe’yi tavaf ederken dikkatli olun, birçok peygamberin medfun olduğu bir yerde bulunuyorsunuz. İsmail [aleyhisselâm] da oradadır.”
Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] Kâbe’yi çok severdi. Önceleri kıble Mescidi Aksa idi. O yüzden Mekke’de iken Ruknü Yemani ile Haceri Esved arasında namaz kılardı. O zaman hem Kâbe’ye hem de Mescid-i Aksa’ya yönelmiş olurdu. [24]
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur: “Beytullah etrafındaki tavaf, namaz gibidir. Ancak bunda konuşabilirsiniz. Öyle ise, kim tavaf sırasında konuşursa sadece hayır konuşsun.” [25]
İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah [sallallahu aleyhi vesellem] buyurdular ki: “Beyt’i kim elli defa tavaf ederse, günahlarından arınır ve tıpkı annesinden doğduğu gündeki gibi olur.” [26]
Taberânî’de şu açıklama yer alır: “Elli tavaftan maksad, bunun bir anda peş peşe yapılması demek değildir. Burada istenen, kişinin sevap defterinde elli tavafın bulunmasıdır. Bunu bir ömür içinde de tamamlamış olsa fark etmez.”
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurur: “Kişi tavaf için bir ayağını koyup diğerini kaldırdıkça her adımı sebebiyle Allah onun bir hatasını siler ve bir sevap yazar.” [27]
Behçet’ün Nüfüs’ta şöyle anlatılır: “Kâbe, insanlar ve melekler arasında müşterektir. Kâbe’yi her sene belirlenmiş sayıda insanlar ve melekler tavaf ederler. İnsanlardan tavaf edenlerin sayısı az olursa Allah [celle celaluhu] o sayıyı melekleri ile tamamlar.”
Said b. El-Müseyyeb Hazretleri tabiinin ulularından bir velidir. Şöyle buyuruyor: “Kim, Kâbe’nin Allah’ın nazargâhı olduğuna iman eder ve bu niyetle ona bakarsa, anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenir.”
Yunus b. Habbab Hazretleri [kudduse sirruhu] ise şöyle buyurmuştur: “Kâbe’ye bakmak, diğer beldelerde oruçlu olup namaz kılmak gibi kişiye sevap kazandırır.”
Gavsı Sani [kudduse sirruhu] şöyle demiştir: “Gideceğiniz beldeler dünyanın en kutsal yerleridir. Vaktinizi boşa harcamayın. Varsa kaza namazlarınızı kılın. Kur’an-ı Kerim’i çok okuyun. Bol bol salavat-ı şerife getirin, dua edin. Virdlerinizi çekmeyi ihmal etmeyin. Alışverişle (fazla) meşgul olmayın.”
Umreci niyetini kontrol etmelidir. Umreye gitmekten gaye sırf Allah [celle celaluhu] rızası olmalıdır. Bu niyeti süt gibi bembeyaz, su gibi tertemiz olmalıdır. Yoksa elde ettiği şey yorgunluk ve meşakkatten öte geçmez.
Hacerü’l Esved’in Fazileti
Hacerü’l Esved, Âdem [aleyhisselâm] ile beraber cennetten indirildi. Âdem [aleyhisselâm] Kâbe-i Muazzama’ya yerleştirdi, Nuh tufanında Ebu Kubeys dağına emanet edildi, İbrahim [aleyhisselâm] Beytullah’ı bina ederken şimdiki yerine yerleştirdi.
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] buyurdular ki: “Muhakkak ki, Haceru’l-Esved, cennet yakutlarından bir yakuttur. O kıyamet günü, iki gözü, kendisini hak ve sıdk ile istilâm edenlere şahitlik yapan ve konuşan bir dili olduğu halde diriltilir.” [28]
Âbis b. Rebîa (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben Hz. Ömer’i (radıyallahu anh) Haceru’l-Esved’i öperken gördüm. Onu hem öptü, hem de: “Biliyorum ki sen bir taşsın, ne bir faydan ne de zararın vardır. Ben Resulullah’ı [sallallahu aleyhi vesellem] seni öperken görmeseydim, seni asla öpmezdim.” dedi.” [29]
Bir hadis-i şerif de şöyledir: "Haceru'l-Esved, cennetten indi. İndiği vakit sütten beyazdı. Onu insanların günahları kararttı." [30]
Yine Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem]: “Hacerü’l-Esved’in yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğunu ve kullarıyla onun vasıtası ile musafaha ettiğini, Hacerü’l-Esved’e dokunanın Allah’la biat etmiş olacağını” buyurmuştur.[31]
İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] Haceru’l-Esved’e yöneldi, ardından dudaklarını üzerine koyup uzun müddet ağladıktan sonra ondan ayrıldı. Bir de baktım ki, Hz. Ömer de yanında, o da ağlıyor. Resulullah [sallallahu aleyhi vesellem]: “Ey Ömer, gözyaşları burada dökülür.” dedi. [32]
Hatim ve Hicr-i İsmâil’in Fazileti
Rükn-i Irâkî ile Rükn-i Şâmî’nin arasında, altınoluğun karşısında, Kâbe’nin kuzeybatı tarafında, yerden 1.25 m yükseklikte, 1.5 m kalınlığında, yarım daire şeklindeki duvara “hatim” denir. Tavaf bu duvarın dışından yapılır. Bu duvar ile Kâbe arasındaki boşluğa da Hicr-i Kâbe veya Hicr-i İsmail denir.
Hz. İbrahim’in [aleyhisselâm] yaptığı Kâbe binasına bu kısım da dâhildi. Dolayısıyla Hatim’in iç kısmı Kâbe’den sayılır. Efendimizin [sallallahu aleyhi vesellem] peygamberliğinden beş yıl kadar önce Kâbe’nin Kureyş kabilesi tarafından yapılan tamiri sırasında inşaat malzemesi yetmediği için, bu kısım binanın dışında bırakılmıştır. Hz. İsmail [aleyhisselâm] ile annesi Hacer’in buraya defnedilmiş oldukları rivayet edilir. [33]
Medine’nin Fazileti
Umreciler Mekke’de umrelerini yapmakla beraber bir de umreden önce veya sonra Medine’de Efendimiz’i [sallallahu aleyhi vesellem] ziyaret ederek ibadetini taçlandırırlar.
Medine şehrinin özellikleri şunlardır:
1. Efendimizin [sallallahu aleyhi vesellem] hicret yurdudur.
2. Hayatının son on yılı burada geçmiştir.
3. Kuran’ın büyük bir bölümü burada inmiştir.
4. İlk İslam devleti burada kurulmuş, İslamiyet buradan yayılmıştır.
5. Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bu şehirde vefat etmiş ve şu an da hala bu kutlu şehirde bulunmaktadır.
6. Adı “Yesrib” iken, peygamber şehri manasına gelen “Medine” olmuştur.
7. Bu belde halkı Efendimizin [sallallahu aleyhi vesellem] hemşerisi, ziyaretçileri de O’nun [sallallahu aleyhi vesellem] misafirleridir.
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] hicretten önce şöyle buyurdular: “Yüce Allah, onları (Ensar’ı) size kardeş yaptı ve Medine’yi size emniyet ve huzur bulacağınız bir yurt kıldı!” [34]
Resulullah [sallallahu aleyhi vesellem] buyurdular ki: “O Medine, gerçekten temizdir. Ateşin gümüşteki kirleri temizlediği gibi kişiyi temizler.” [35]
Mescid-i Nebevi’nin Fazileti
Hac veya umre niyetiyle kutsal topraklarda bulunanların Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] kabri şeriflerini ziyaret etmeleri vacip derecesinde önemli görülmüş, çok büyük bir mazereti olmadıkça terk edilmesi gaflet sayılmıştır. Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulmuştur:
“Şu üç mescidden başka hiçbir mescide sefer tertip edilmesi uygun olmaz. Bunlar Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksa’dır.” [36]
Her kim benim mescidimde ara vermeden kırk vakit namaz kılarsa o kimseye cehennem ateşinden beraat ve münafıklıktan kurtuluş yazılır.” [37]
Mescid-i Nebevi'de, Rasûlullah Efendimizin [sallallahu aleyhi vesellem] kabr-i seadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısma “Ravza (Cennet bahçesi)” denir. Bir hadis-i şerifte Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuşlardır: "Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir." [38]
Ravza-i Mutahhara’nın cennet bahçesi olarak nitelenmesi hakkında ulemanın çeşitli görüşleri vardır: Burası gerçek bir cennet bahçesidir, ahirette cennete nakledilecektir. Burada kılınan namazlar, okunan Kur’anlar, zikir ve dualarla rahmet inerek oluşan manevî huzur sebebi ile cennete benzetilmiştir. Buradaki ibadetler, cennetin yolunu açtığı için cennet bahçesi denilmiştir. O mübarek yerleri ziyaret eden kişi Ravza’da namaz kılmaya gayret etmeli, ancak namaz kılacağım diye itişip kakışarak insanlara eziyet vermemelidir.
Edep ve Hürmetin Önemi
Umrenin fazileti edebe riayete bağlıdır. Kişinin bu ziyaret sayesinde kazanacağı sevap edebi ölçüsündedir. Hacc ve umreye giden sıradan bir yere değil, Allah’ın evine gitmektedir. Gittiği şehir Mekke, şehirlerin anası, en hayırlı beldedir. Medine, Hz. Peygamberin [sallallahu aleyhi vesellem] şehri, edep diyarıdır. O halde bu beldelere gidenler yolculuğunun başından sonuna kadar en üst seviyede edep ve hürmet içinde bulunmalıdırlar.
Hac, umre, hizmet, anne, baba veya velilerin ziyareti gibi Allah rızası için yapılan yolculuklarda edepler gidilecek yerde değil, evde başlar, yolda devam eder, gidilen yerde uygulanır. İnsan edebi korudukça nefsi uslanır. Hac ve umrede edebe ne kadar dikkat ederse nasibi o kadar çok olur.
Yüce Allah’ın “Evim” dediği başka yer yoktur: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.” [39]
“Habibim” dediği Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ise Medine’dedir. Mekke-i Mükerreme’ ve Medine-i Münevvere’de yaşayanlara karşı saygılı davranmak ziyaret edeplerindendir. Çünkü onlar, Kâbe-i Muazzama’nın, ve Ravza-i Mutahhara’nın komşularıdır. Alışveriş yaparken bile yumuşak konuşmaya özen göstermek gerekir; tartışmaktan ve kırıcı sözler kullanmaktan kesinlikle sakınmalıdır. Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Artık hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur.” (Bakara Suresi, 197)
Rasûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bir keresinde Hz. Ömer’e şöyle buyurdu:
“Ey Ömer, sen güçlü kuvvetli bir kimsesin. Hacerü’l-Esved’i istilâm ederken zayıfları ezebilirsin. Bu yüzden dikkat et. Orayı tenha görürsen istilâm et. Aksi takdirde tekbir getir ve onu uzaktan selamla.” [40]
Hadisten de açıkça anlaşıldığı gibi Kâbe’yi tavaf ederken olsun, Hacerü’l Esved’i selamlarken olsun, asla, insanlara eziyet vermek doğru değildir.
Büyüklerimizden Abdülhakim el-Hüseyni [kudduse sirruhu], Ravza-i Mutahhara’yı ziyareti esnasında bahçede bir çocukla karşılaşır. Çocuk Medinelidir ve oyuncak kamyonuyla portakal kabuklarını taşımaktadır. Çocuk Abdülhakim el-Hüseyni’den [kudduse sirruhu] kendisiyle oynamasını ister, o da hemen çömelir ve uzun zaman Medineli çocukla oynar. Resul-i Ekrem Efendimizin [sallallahu aleyhi vesellem] hatırına, Medineli olduğu için çocuğu kırmaz ve çocuk vazgeçinceye kadar onunla meşgul olur.
Rahmetli Seyyid Muhammed Raşid [kudduse sirruhu] hazretleri şöyle buyurmuştur: ‘’Günde iki defa Cennetü’l-baki’yi ziyarete gidin. İçeri sokmazlarsa sahabelere selam verin.’’
Allah Teâlâ’nın Misafirlerine Hürmet Göstermek
Kıyamete kadar Kâbe’yi ziyaret edenler, Hz. İbrahim’in [aleyhisselâm] davetine “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk!“ diye cevap verenlerdir. Bunlar, Allah’ın [celle celaluhu] sevdiği seçilmiş kullardır. O, sevmediği kullarını evinde misafir etmez. Ancak bir hikmet ve imtihan için olursa, o müstesna.
Ruhu’l-Beyan tefsirinde anlatıldığına göre, Ali bin Muvaffak adındaki âlim ve veli zata altmış kere hacca gitmek nasip olmuştu. Bir keresinde Kâbe’de Hicr bölgesinde:
“Defalarca Beytullah’ı ziyaret ettim ama yaptığım haclar kabul oldu mu?“ diye düşünürken, oracıkta uyuyakaldı. Rüyasında bir ses:
“Ey Ali, sen sevdiklerinden başkalarını evine davet eder misin?“ diye seslendi. Sevinçle yerinden kalkan İbn-i Muvaffak, hacıların Allah’ın [celle celaluhu] seçip davet ettiği sevgili kulları olduğuna kanaat getirerek huzur buldu.
Gavs-ı Cihan [kudduse sirruhu] bir sohbetinde şöyle anlatır:
“Allah Teâlâ dileseydi Kâbe’yi dağlara, en yüksek tepelere kurardı. Fakat Mekke’nin en çukur yerinde halk etmiştir. Hal böyleyken Kâbe’nin Allah katında öyle bir değeri vardır ki suyun çukura aktığı gibi, Allah’ın c.c rahmeti oraya akar. Siz de alçak gönüllü, mütevazı olun ki Allah’ın c.c rahmeti gönlünüze dolsun, eliniz boş dönmeyesiniz. Orada ne hizmet bulursanız yapın. Mekke’de hacılar Allah Teâlâ’nın misafiridir. Onları üzerseniz Cenâb-ı Hakk’ı üzmüş olursunuz. Medine’de ise Hz. Peygamber’in [sallallahu aleyhi vesellem] misafiridir. Onları üzerseniz Resûlullah’ı [sallallahu aleyhi vesellem] üzmüş olursunuz. Dikkat edin, orada şeytan sizinle çok uğraşır.”
Harem-i Şerif’e girenlerin emniyet ve güven içine girdiklerini bizzat Yüce Mevlâ bildiriyor. O halde Yüce Mevlâ’nın emniyet ve güven ihsan ettiği insanlara karşı çok daha hassas davranmak, onların kalplerini hoş etmek için gayret göstermek gerekir. Kalp kırıcı söz ve davranışlardan kesinlikle uzak durmalıdır.
Yüce Mevlâ, hac ve umre ibadeti esnasında her türlü cedelleşmeyi yasaklamıştır. Sözlü aşırılıklar, fiili taşkınlıklar, hatta kalbi bozuşmalar dahi yasaklanmıştır. Ayet-i kerimede Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Artık hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur.” [41]
Bu durumda Müslüman, bir taraftan dilini korurken diğer taraftan elini ve gönlünü de kollamalıdır. Allah’ın misafirlerine samimi duygular beslemeli, güzellik ve alçak gönüllülükle hitap etmeli ve hareketleriyle onları incitmemelidir.
Gavsı Cihan [kudduse sirruhu] bir gün şöyle sohbet etti:
Mevlâna Halid [kudduse sirruhu] hacca giderken, Medine-i Münevvere’de biri önüne geçti ve:
“Ya Halid, burada kimsenin haccına (işine) karışma. Sen haccına bak.” deyip kayboldu.
Mevlâna Halid, Mekke’ye vardığında, Kâbe’de Delail Hayrat okurken sırtını Kâbe’ye çevirmiş birini gördü. İçinden: “Cahil insan, niçin böyle yapıyor? İnsanlar Kâbe’ye günahlarının affı için gelip ağlayarak yalvarırken o sırtını çevirmiş duruyor.” diyerek içinden geçirdi. Bunun üzerine derviş Allah’ın [celle celaluhu] izniyle onun düşüncesine vakıf olup şöyle dedi:
“İnsanlar yüzünü Kâbe’ye dönmüşler, ama sırtlarını Allah’a [celle celaluhu] çevirmişler. Bense sırtımı Kâbe’ye verdim ama yüzümü Allah’a c.c çevirdim. Önemli olan kalptir. Benim kalbimse Allah’a [celle celaluhu] bağlıdır” dedi.
Harem topraklarında bulunan bitkiler ve hayvanlara da özenle davranmalıdır. Resul-i Ekrem [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuşlardır: “Hiç şüphe yok ki, Allah yeri ve göğü yarattığı zaman bu şehri kıyamet gününe kadar muhterem kılmıştır. O, kıyamet gününe kadar Allah’ın muhterem kılmasıyla haram bir beldedir, onun dikeni koparılmaz, avı ürkütülmez, yitiğini ilân edecek kimseden başkası alamaz. Bitkisi de koparılmaz.” [42]
Bir âlim Gavs-ı Cihan hazretlerine [kudduse sirruhu] gelerek:
“Efendim, müsaade ederseniz Medine’ye taşınmak istiyorum. Peygamberimize [sallallahu aleyhi vesellem] duyduğum iştiyak her geçen gün artmakta. Oralarda yaşamak, Ravzasına yüz sürmek en büyük muradım. Müsaadeniz olursa ömrümün geri kalan kısmını Peygamberimizin [sallallahu aleyhi vesellem] komşusu olarak geçirmek istiyorum.” dedi. Gavs-ı Cihan hazretleri [kudduse sirruhu]:
“Orada bir kediye bile pist diyemezsin. Gözün alıyor mu?” diye sorunca o âlim:
“Efendim, kendi çocuklarıma da mı kızamam?” dedi. Gavs-ı Cihan [kudduse sirruhu] hazretleri:
“Evet, bir kediye bile pist diyemezsin.” dedi.
Kısacası, hac ve umre günler süren, yorucu bir ibadettir. Efendimizin [sallallahu aleyhi vesellem] “Allah’ım onu bana kolaylaştır” dediği, kolaylık istediği tek ibadettir.
Allahü Teâlâ, bu kutlu beldeleri edeble ziyaret etmeyi, oradan ise lütufla dönmeyi ve bu amelin defalarca tekrarını bizlere nasip etsin inşallah. Allah [celle celaluhu] muhabbetine ulaşabilmeyi nasip eylesin. Amin
وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ













Yorumlar