12 EYLÜL’Ü UNUTMAMAK, DEMOKRASİYİ KORUMAK
Bir sabah tankların sokaklara çıktığı, silahların gölgesinde millet iradesinin susturulduğu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kapısına kilit vurulduğu bir dönemden söz ediyoruz. Sandıkla gelen iradenin yerine askeri vesayetin konulduğu, siyasetin susturulduğu, özgürlüklerin ağır biçimde budandığı bir Türkiye…
Aradan tam 46 yıl geçti. Ancak 12 Eylül’ün hesabı yalnızca takvim yapraklarının değişmesiyle kapanmış değildir. Çünkü darbeler, sadece iktidarları değil, toplumların hafızasını ve geleceğe dair umutlarını da hedef alır.
12 Eylül’de “millet ne ister?” sorusunun yerine “millet adına kim karar verecek?” anlayışı konuldu.
Siyasetçiler susturuldu, siyasi partiler kapatıldı, binlerce insan gözaltına alındı ve tutuklandı.
Cezaevlerinde ağır hak ihlalleri yaşandı. İnsanların hayatları bir gecede altüst edildi.
Bütün bunların adı ne olursa olsun, sonucu tektir:
Demokrasi yara aldı.
Bugün 12 Eylül’ü konuşurken mesele sadece 46 yıl önce yaşananları hatırlamak değildir.
Asıl mesele, o gün yaşananlardan bugün için ders çıkarabilmektir.
Çünkü demokrasiyi kaybetmek kolay, yeniden kazanmak zordur.
Bir ülkede sandığın anlamı kalmıyorsa, milletin iradesi üzerinde başka güçler belirleyici oluyorsa, hukukun üstünlüğü yerine vesayet anlayışı geçiyorsa orada demokrasiden söz etmek mümkün değildir.
12 Eylül bize çok açık bir gerçeği göstermiştir: Milletin iradesi hiçbir gerekçeyle vesayete teslim edilemez.
Bugün farklı siyasi görüşlere sahip olabiliriz.
Aynı meseleye farklı pencerelerden bakabiliriz. Birbirimizi eleştirebilir, hatta siyasi olarak birbirimize tamamen karşı durabiliriz.
Fakat ortak bir noktada buluşmak zorundayız:
Demokrasiyi savunmak.
Çünkü demokrasi yalnızca bizim istediğimiz sonuç çıktığında sahip çıkacağımız bir değer değildir.
Asıl demokrasi, sandıktan çıkan sonuç hoşumuza gitmediğinde bile milletin kararına saygı gösterebilmektir.
12 Eylül’ün üzerinden 46 yıl geçti.













Yorumlar