Nefsinle mücadele edip, “arzularına karşı gelme” kılıcıyla onunla savaştığın ve onu öldürüp gâlip geldiğin müddetçe Allah nefsine yeniden hayat verir. Sonra yine seninle didişir, sana karşı koyar. Senden helal ya da haram olan arzular ister ki sen bir kez daha onunla mücadele edesin, bir kez daha gâlip gelip sevap kazanasın.Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, “Küçük cihaddan büyük cihada döndük” hadis-i şerifinin anlamı işte budur. O büyük cihad ile nefsle mücadeleyi kastetmiştir. Nefs arzu ve isteklerini elde etmek, günahlara dalmak konusunda ısrarını sürdürür. “Ölüm gelinceye kadar Rabbin’e kulluk etmeye devam et” (Hicr 99) ayetinin anlamı da işte budur. Allah Teâlâ, Resûlü’ne itaat edilmesini emretmiştir. İbadet ise nefse karşı koymaktır. Çünkü nefs ölüm gelip çatıncaya kadar ibadetlerin her türlü halinden kaçar ve onun zıddını yapmaya çalışır.Denilirse ki: “Hevâsı olmamasına rağmen Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in nefsi nasıl ibadetten kaçmak ister?” Ayet-i kerimede şöyle buyurulmadı mı? “O kendi arzu ve hevesine göre konuşmaz.”(Necm 3)Bu sorunun cevabı şudur: Allah dinin hükümleri iyice yerleşsin ve kıyamet vaktine kadar ümmeti arasında genel bir hüküm niteliği kazansın diye Hz. Resûlullah’a böyle hitap etmiştir. Sonra da nefs ve hevâsına karşı elçisine büyük bir güç vermiş, bu ikisinin O’na zarar vermesini engellemiştir.Ancak ümmetin durumu böyle değil. Ecel vakti geldiğinde mümin, nefs ve hevâsıyla cihad edip kılıcını onların kanıyla bulamış şekilde Rabbi’nin huzuruna çıkınca Allah ona garanti ettiği cenneti verir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim de, Rabbin’in huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz cennet onun sığınağıdır.” (Nâziat 40)Allah kulu cennetine yerleştirip, dünyaya döndürülme ya da cennetten çıkarılma korkusundan kurtarınca, o kulun nimetleri her gün, her ân yenilenir. Cennetteki ziynetleri durmadan değişir. Çünkü o kul dünyadayken her gün nefsiyle ve hevâsıyla mücadelesini yenilemiştir.İnkârcı, münâfık ve günahkârlar ise dünyada nefs ve hevâlarıyla mücadeleyi terk edip onların peşine düştükleri için, şeytana uydukları için inkâr, şirk gibi günahlara dalmışlardır. Tevbe edip Müslüman olma fırsatını bulamadan da ölüm gelip onları yakalayıvermiştir. Allah da o inkârcıları hazırladığı cehennemine atmıştır.Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.”(Âl-i İmrân 131)Onlar cehenneme girip derileri ve etleri ateşten yanınca Allah onların etlerini ve derilerini tekrar yaratmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şüphesiz ayetlerimizi inkâr edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz.”(Nisâ 56)Allah onlara böyle yapar. Çünkü onlar dünyada iken Allah’a isyan etmiş, nefs ve hevâlarına tâbi olmuşlardır. Azabın sürekli olması için derileri tekrar tekrar yenilenir. Cennetliklerin de hazları sürekli yenilensin diye onlara verilen nimetler sürekli yenilenir. Bunun sebebi dünyada iken nefsle mücadele etmeleridir. Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in “Dünya âhiretin tarlasıdır” hadis-i şerifinin bir anlamı budur.‘O Her An Yeni Bir Tasarruftadır’ Ayeti HakkındaAllah Teâlâ’nın bir kulun duasına icabet edip istediğini vermesi O’nun iradesine ve ezelî ilmine aykırı değildir. Aksine o kulun isteği Rabbi’nin iradesine uygun düşer, duasına icabet edilerek kaderde belirlenmiş olan vakitte ihtiyacı giderilir. Nitekim âlimler “O her an yeni bir tasarruftadır” (Rahman 29) ayet-i kerimesini “Kaderleri, belirlenmiş olan vakte sevk eder” şeklinde tefsir etmiştir.Öyleyse Allah kimseye dua ettiği için bir şey vermiş olmaz. Aynı şekilde sırf dua etti diye kimseden hiçbir şeyi de engellemez. “Kazâyı (başa gelmesi takdir edilmiş olanı) ancak dua geri çevirir” hadis-i şerifi hakkında şöyle açıklama yapılmıştır: “Kazayı ancak, kazayı ezelde geri çevirmesi takdir edilmiş dua geri çevirir.”Cennete de kimse ameliyle giremez. Yalnız Allah’ın rahmetiyle girilebilir. Ama Allah Teâlâ amelleri sebebiyle kullarına cennette dereceler verir. Şöyle nakledilmiştir:“Bir gün Hz. Âişe radıyallahu anhâ, Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e; – Cennete ameliyle giren kimse olur mu, diye sordu. Hz. Resûlullah; – Hayır, Allah’ın rahmeti olmadan giremez, diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Âişe validemiz;– Sen de mi ey Allah Resûlü, deyince Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem;– Evet, ben de. (Sonra elini başının üzerine koyarak) Ancak, Allah rahmetiyle beni kuşattı, buyurdu.”Allah Teâlâ’nın üzerinde kullarının hiçbir hakkı yoktur. Verdiği sözü tutması (her şeyi yaratan olması hasebiyle) gerekmez. O dilediğini yapar. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Yaptığından sorguya çekilmez, ama insanlar yaptıklarından sorguya çekilecektir. Dilediğine lütfuyla sonsuz rızık verir, dilediğine de adaletiyle hükmeder ve rızkını azaltır.Nasıl böyle olmasın ki! Yeryüzünün yedi katı ile Arş’ın arasındaki her varlık O’nun mülkündedir. O’nun yaratmasıyla olmuştur. Onların Allah’tan başka sahibi de yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’tan başka yaratıcı mı var?”(Fâtır 3)“Allah’tan başka bir ilâh mı var?”(Neml 63)“Hiç Allah’ın adını taşıyan birini bilir misin?”(Meryem 65)“De ki: Ey mülkün sahibi olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin. Geceyi gündüze, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”(Âl-i İmran 26-27)













Yorumlar