“Iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmis olamazsiniz.” (Müslim, Îmân, 93) Mükerrem bir varlik olarak yaratilan insan kendisine takdir edilen bir süreyi yasamak için bulunur bu dünyada. Bir aile içerisinde, ayaklarinin altina cennet serilmis bir anneden dünyaya gelen insan hiç kuskusuz kendisine takdir edilen bu süreyi yalniz yasayamayacaktir. Çünkü onun fitratinda yalnizlik yoktur. Daha dünyaya gözlerini açtigi ilk anlardan itibaren yalnizligini giderecek, kendisine sevgi ve sefkat göstererek onu koruyup kollayacak bir anneye muhtaçlikla baslar hayata. Ve insan bütün hayati boyunca bu yalnizligini giderecek ortamlar arar kendine. Çünkü Cenab-i Allah’in esref-i mahlûkat olarak yarattigi insan toplum içerisinde yasamak durumundadir. Cenab-i Allah’in Kur’an-i Kerim’inde “Ey insanlar! Süphesiz sizi bir erkek ile bir disiden yarattik, tanisasiniz diye sizi kavim ve kabilelere ayirdik….” (Hucurât, 49/13) buyurdugu gibi insan diger insanlarla bir birini tanidigi, tanisip kaynastigi ve bir toplum oldugu sürece insandir aslinda. Dolayisiyla insan bir toplumda yasamak durumundadir. Iste söz konusu toplumun en küçük yapi tasi olan aile insan hayatinin baslangiç noktasidir. Huzurlu bir ailede dünyaya gelen insan saglikli bir toplum insa edecektir hiç kuskusuz. Yani toplumun saglikli olmasi insanin huzurlu olmasina, insanin huzurlu olmasi ise aslinda ailesinin saglam olmasina baglidir. Aile huzurdur çünkü. “Içinizden, kendileriyle huzura kavusacaginiz esler yaratip; aranizda muhabbet ve rahmet var etmesi, O'nun varliginin belgelerindendir...” (Rûm, 30/21) ayet-i kerimesinde ifade buyuruldugu gibi huzur bulunan bir mekândir aile. En önemlisi de aile; bir anne sefkatinin, bir baba güveninin, bir abi, bir abla sevgisinin doyasiya yasandigi ve hayata dair olumlu duygularin perçinlendigi küçük bir toplumdur insan için. Ve bu küçük toplum daha büyük toplumlarin temellerini atmaktadir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) iman ile es deger görür sevgiyi. Cennete girmek için imana, imanli sayilmak içinse sevmeye ihtiyacimiz oldugunu vurgular. Çünkü sevgidir insani insan yapan. Sevgidir bir toplumda insana deger katan. Ve sevgidir bir toplumun temel dinamigi. Sevginin olmadigi, sayginin yasanmadigi, kin ve nefretin kol gezdigi toplumlarin ayakta kalmasi söz konusu degildir. Çünkü sevgi Cenab-i Allah tarafindan insanin fitratina yerlestirilmis en temel duygudur. Insana düsen bu duyguyu açiga çikarmak ve Allah’in rahmet sifatiyla yarattigi kâinati bu sevgiyle yasanir bir hale getirmektir. Toplumun temel dinamigi olan aileyi ayakta tutabilmek ise büyük bir erdemdir. Aileyi ayakta tutabilmek için Yaratanimizin fitratimiza yerlestirdigi sevgi ve saygiyi aile bireylerine hissettirmeli, birbirini seven, birbirine saygi duyan bireylerin oldugu bir kurum haline getirmeliyiz aileyi. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s) bir hadis-i serifinde; "Iman bakimindan müminlerin en mükemmeli ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardir” (Tirmizî, Radâ", 11) buyurmaktadir. Ahlaki güzellestiren en temel olgudur aslinda sevgi. Aile bireylerine güzel davranmak, aile bireyleri arasinda sevgi ve saygi duygularini yasatmak ailenin devamini saglama noktasinda en fazla ihtiyaç duyulan hasletlerdir kuskusuz. Ezcümle sunu söyleyebiliriz ki; huzurlu ve saglikli bir toplum insa etmek istiyorsak önceligimiz insan olmali. “Insani yasat ki devlet yasasin” sözünden hareketle önce insan olmali, sevgi ile beslenen ve birbirlerine sevgi ve saygi ile yaklasan insanlarin bir araya geldigi bir aile olmali ve dolayisiyla huzurlu bir toplum meydana getirmeliyiz. Dünya, üzerinde yasayan insanlarin sevgi, saygi ve merhamet duygularindan beslendigi ölçüde yasanilir olacaktir. Huzurlu ve saglam bir toplum için, sevgi ve saygi üzerine insa edilen ailelerimizin çogalmasi ümidiyle…













Yorumlar