Türkçülük ve Türk Milliyetçiligi hareketinde önemli günlerden ve dönüm noktalarindan birisi de 3 MAYIS 1944 Türkçülük Olaylaridir. Bilindigi gibi Osmanli Devleti'nin yikilmasindan sonra, "Benim hayatta yegâne fahrim servetim Türklükten baska bir sey degildir" , "Dogusumdaki tek fevkaladelik Türk olarak dünyaya gelmemdir", " Bir Türk dünyaya bedeldir", "Ne mutlu Türküm diyene !" gibi daha nice sözlerin sahibi olan M. Kemal ATATÜRK'ün önderliginde, tarihte GÖK TÜRKLER'den sonra ilk defa "TÜRK" adiyla bir devlet kuruluyordu. Yeni kurulan bu devletin kurulus felsefesini ve temelini "Türklük Suuru - Türk Milliyetçiligi ve Türk Kültürü" olusturmustur. Tek devlet, tek millet, tek dil ve tek bayrak esasina "Egemenlik kayitsiz sartsiz milletindir" düsüncesine ve "TAM ISTIKLAL" anlayisina dayanan yeni Cumhuriyet ve Cumhuriyetin kurulusundan önce verilen Milli Mücadele sadece Türk Milletini esaretten kurtarmakla kalmamis ayni zamanda nice mazlum milletlerin örnek alarak istiklallerine kavustugu emperyalizme karsi verilen örnek bir mücadele hareketi olmustu. Bu durumu Sair Behcet Kemal Çaglar su sekilde ifade eder: "Dogrulup gürlüyorsun yeryüzünde yeniden Her silkinen, kalkinan, kurtulan ulusla sen Tipki ilk sesin gibi Samsun'dan Amasya'dan Son sesin yükseliyor Afrika'dan, Asya'dan " Türkiye'deki Türklük suuruna ve Tam Bagimsizlik anlayisina dayanan Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Endenozya'dan Tunus'a, Hindistan'dan Pakistan'a kadar pek çok kardes milletin bagimsizlik mücadelesine örnek olmustur. -Atatürk'ten Sonra Sapmalar Basladi- Fakat Atatürk'ün ölümünden sonra Milli Sef INÖNÜ döneminde devletin kurulus felsefesi olan Türkçülük ve Türk Milliyetçiligine ve Atatürk'e karsi bir kampanya baslatilmistir. Inönü'nün Cumhurbaskani olusuyla birlikte Atatürk'ün kendi resimleri ve Türklügün sembolü olan Bozkurt resimleri Türk parasindan ve devlet dairelerinden indirilip mahzenlere kaldirilmasi bu zihniyetin ilk belirtileridir. Bu tavir 1944'lerde devleti kuran iradeye ,fikre yani TÜRKÇÜLÜGE karsi bayrak açilarak kendisini iyice göstererek doruk noktasina ulasmistir. Hatirlanacagi üzere , 1940'li yillar, Ikinci Dünya Savasinin yeni bir asamaya girdigi ve ülkemizde iç ve dis kaynakli oyunlarin oynandigi dönemlerden biridir. Bir taraftan savasin karsit cephelerini olusturan batili devletlerin, diger yandan Komünist Sovyetler Birligi'nin çesitli baski ve yönlendirmelerine maruz kalan Türkiye, içerde de Milli Sef INÖNÜ'nün baskici dikta rejimi altinda yokluk ve sefalet içinde yasamaktaydi. Ruslara sirin görünmek amacinda olan Idarenin de müsamaha ve hatta tesvikleri ile bölücü ve komünist faaliyetler iyice artmis, devlet kurumlarinda yogunlasan sol ve materyalist kadrolasma ülkemizi farkli boyutlara götürebilecek bir boyut ve hiz kazanmisti. Iste böyle bir zamanda kararli ve ilkeli bir grup Türk Milliyetçisi aydin, rejimin tüm baskilarina ve dayatmalarina ragmen, tehlikeli gidise dur demek için kamuoyuna ve devlete bir takim uyarilarda bulunmustur. Büyük dava ve fikir adami Nihal ATSIZ'in önderlik ettigi ve rahmetli ALPARSLAN TÜRKES'in de içinde yer aldigi bu aydin hareketine duyarli Türk Gençligi hem de asil Türk Milleti destek olmus; böylece o güne kadar sadece kültürel alanda ve fikri boyutta faaliyet gösteren Türk Milliyetçiligi hareketi, fikir akimi hüviyetinin yaninda, siyasi ve sosyal bir hareket özelligi kazanmistir. Ikinci Dünya Savasi olanca hiziyla sürerken, Türkiye'yi idare edenlerin durus ve tutumu da savasin seyrine göre degisiyordu. Savasta Almanlar basarili iken, iktidar Almanlardan yana tavir koyuyor, Almanlarin hezimeti ile birlikte bu tavir Ruslardan yana dönüyordu. O zamanki Türk medyasinin bu günkünden pek farki yoktu. Cumhuriyet Gazetesi Nazi Almanya'sindan, Ulus Gazetesi Ise Komünist SSCB'den yana yayin yapiyordu. Cumhuriyet Gazetesinin sayfalarini Hitlerin, Ulus Gazetesinin sayfalarini ise Inönü Ile Stalin'in birlikte çekilmis resimleri süslüyordu. Basbakan SÜKRÜ SARAÇOGLU, iste o günlerde, durup dururken, TBMM'de bir konusma yaparak. "BEN TÜRKÇÜ BIR BASBAKANIM... TÜRKÇÜLÜK BIZIM IÇIN KÜLTÜR MESELESI OLDUGU KADAR BIR KAN MESELESIDIR." deyivermisti. -Nihal Atsizin Iki Mektubu- Bu sirada Hasan Ali YÜCEL Milli Egitim Bakani bulunuyordu. Memlekette ise teröre ve baskiya dayanan dikta rejimi bütün siddetiyle hüküm sürmekteydi. Bayramlarda bütün sehirlerimizin sokaklarina " Tek Parti, Tek Sef, Tek Millet " gibi vecizeler tasiyan dövizler asiliyordu. Iste bu hava içinde bir çok komünistler ve solcular yüksek makam sahiplerinin çesitli zaaflarini kullanarak üniversitelere, okullara ve önemli müesseselere sizmislardi. Basbakan Sükrü Saracoglu da TBMM'de yapmis oldugu konusma ile "Ben Türkçü bir Basbakanim. Türkçülük bizim için bir kültür meselesi oldugu kadar, bir kan meselesidir." demisti. Taninmis Türk düsünürü sair ve yazar Nihal ATSIZ bu siralarda Bogaziçi Lisesi'nde edebiyat ögretmeni olarak çalisiyordu ve ORHUN dergisini yayinlamaktaydi. Milliyetçi bir dergi olan ORHUN, basbakanin bu milliyetçilik anlayisina kayitsiz kalmadi. Ve Nihal ATSIZ, Sükrü SARACOGLU'na hitap eden iki açik mektup yayinladi. Pek dikkate deger olan ve bir devre, tarihi notunu veren bu iki mektup, hiç unutulmamasi gereken iki önemli vesikadir. Bu mektuplarda sayin Nihal ATSIZ, Sükrü SARAÇOGLU'na özet olarak sunlari söylüyordu: "Memlekette açiktan açiga komünist propagandasi yapan dergiler çikarilmaktadir. Bu dergiler Milli Egitim Bakanligi'nin emri ile ve devlet parasi ile satin alinarak bütün okullara dagitilmaktadir. Sonra Ankara Dil Tarih Cografya Fakültesinde, Devlet Konservatuarinda daha baska birçok önemli mevkilerde memleketimizi komünistlestirmek isteyen, bu ugurda çaba gösteren insanlar vardir." Nihal ATSIZ açik mektubunun bir tarafinda da su ifsaatta bulunuyordu: "Bursa cezaevinde hüküm giymis bir suçlu olarak bulunan Nazim Hikmet'e Milli Egitim Bakanligi tarafindan el altindan paralar verilmektedir. Bir vatan haini oldugu bilinen Sabahattin ALI, Ankara'da Devlet Konservatuarinda ögretmendir. Sanat adami olarak yetistirilecek gençler bu adamin tesir dairesi içine âdete zorla sokulmus gibidirler." Korkunç bir ifsaatti bu... Milli Egitim Bakani kendi bakanliginin hariminde dönen bu dolaplari, çevrilen entrikalari bilmiyor muydu?  Nihal ATSIZ da iste mektuplardan birini bu mukadder soruyu ortaya atarak bitirmisti: "Milli Egitim Bakani Hasan Ali Yücel ya bunlari bilmiyor, görmüyor... O halde akil kabul etmez derecede büyük bir gaflet içinde bulunmaktadir. Yahut bilerek, görerek bu isleri yapmaktadir ki, bu takdirde kendisi de ihanet halindedir..." "Öyle de olsa böyle de olsa, her iki ihtimal içinde de mütalaa edilse, Hasan Ali Yücel'in bu durumu bir bakan için müsamaha edilecek , affolunacak bir durum degildir." "Hasan Ali Yücel, ya derhal bu vazifeden alinmalidir yahut kendisi daha vatansever bir jest göstermeye davet edilmeli, hemen istifa etmesi istenmelidir." (A.TÜRKES, 1944 MILLIYETÇILIK OLAYI, sayfa 30-31 Kamer Yayinlari 1992 ) Orhun Dergisi Basyazari ATSIZ elbette dogru yolda idi ve dogru söylüyordu. Bu satirlari büyük bir vatanseverlik duygusu içinde yazdigi belliydi. Mektup, Ankara'da çok büyük bir ses getirdi. Cumhuriyetin kurulusundan bu güne kadar geçen yirmi bir yili içine alan zaman diliminde bir bakan hakkinda böylesine aleni suçlamalarin yapildigi ne görülmüs ne de isitilmisti.  Mektuplar, "Ben Türkçüyüm, irkçiyim" diyen bir Basbakani da sarsmisti. Fakat asil sarsilan Inönü olmustu. O zamanin sartlarinda Türkiye'de bir dikta rejimi kurmus olan INÖNÜ VE INÖNÜ Türkiye'sinde bakanlari tenkit veya takdir etmek kimin haddine düsmüstü. Bu is ancak Milli Sef Inönü'nün hakkiydi. Hasan Ali YÜCEL, öyle ahim sahim, tahsilli, bilgili bir adam olmamasina ragmen Inönü'nün gözüne girmis ve kendini sevdirmisti. Saraçoglu, "Ben Türkçü bir basbakanim" dese de Inönü'nün ve kadrosunun Türk milliyetçilerine sicak bakmalari beklenemezdi. Hasan Ali YÜCEL, Basbakan SARAÇOGLU, Saraçoglu'da Milli Sef INÖNÜ ile görüstü, Türk Milliyetçilerine karsi uygulanacak strateji tespit edildi. Hükümet olaya dogrudan müdahale etmeyecek ve Sabahattin ALI, kendisini vatan hainligi ve komünistlikle suçlayan ATSIZ'i mahkemeye verecekti. Ne hazin bir tecellidir ki Türkiye Cumhuriyeti'nin koskoca Cumhurbaskani ve Milli Mücadele Kahramani INÖNÜ, Basbakan SARAÇOGLU ve devletin Milli Egitim Bakani Türkçülere karsi bir vatan haini ile isbirligi içine girmisti. Sabahattin ALI'ninfahri avukatligini Rusya'ya methiyeler düzen Ulus Gazetesinin hukuk müsaviri Falih Rifki ATAY yapacakti. Atsiz, mahkemeye verilmisti. Ardindan, Hasan Ali YÜCEL, Ismet INÖNÜ'den aldigi emirle ATSIZ'i Bogaziçi Lisesi'ndeki Edebiyat ögretmenligi görevinden aldi. Bakanlar Kurulu Karari ile de ORHUN dergisi kapatildi. ATSIZ-SABAHATTIN ALI davasinin ilk durusmasi Ankara'da 26 Nisan 1944 günü yapilacakti. ATSIZ, trenden Ankara garina inmisti. Kalabalik bir üniversite gençligi garda ATSIZ'i bekliyordu. ATSIZ, çiçeklerle karsilandi, omuzlara alindi. ATSIZ, sevgi gösterileri arasinda bir otele yerlestirildi. Otel, bir süre sonra polis birlikleri tarafindan kusatilmisti. Ankara'da olan bitenden korkan INÖNÜ'nün emriyle ordu birlikleri olagan üstü önlemler aldi. Atsiz'in otele yerlesmesinden sonra üniversiteli gençler, " KAHROLSUN KOMÜNISTLER ", "YASASIN ATSIZ" sloganlari atarak yürüyüse geçtiler. Sabahattin ALI'nin kitaplari Ulus Meydani'nda yakildi. 26 Nisan 1944'te Ankara'da baslayan ilk mahkemeye üniversite gençligi büyük ilgi gösterir, salon hinca hinç doldurulur. Bu yogun kalabalik ve tezahürat karsisinda Mahkeme heyetinin içeriye pencerelerden girebildigi söylenir.  Nihal Atsiz Mahkeme Heyetine: 'Sabahattin Ali'den sorulsun, hiyanetini ispat edelim mi? Buna razi mi? ' diye sorar. Sabahattin Ali ise buna cevap veremez... Durusma 26 Nisan 1944 günü SABAHI yapilmis ve ögleden sonraya ertelenmisti. Ögleden sonra, Savci iddianameyi okudu ve taraflara söz verdi. Atsiz son derece ciddi ve bir Türk Milliyetçisine yakisan vakur bir durusla agir agir konusmayabasladi: "Bir vatanperver olarak Türkiye'nin inkiraz uçurumuna dogru sürüklendigini görüyorum. Komünistler ve memleketi batirmak isteyenler birbirlerine destek olarak memleketin en yüksek mevkilerine çikarken, vatanseverler her türlü darbeyle saf disi edilmek istenmektedir..." diyordu. ATSIZ'inbu ifadesi, bir savunmadan daha çok bir suçlamaya benziyordu. Oysa, Atatürk "Türk Milletine vasiyet ederim ki basina geçirecegi insanlarin kanindaki cevheri asliyi tayin etmekten bir an farig kalmasin" demis; devlet kademelerine getirilecek idarecilerin iyi seçilmesini ve Türklük suuruna sahip  olmasini vasiyet etmisti. Inönü döneminde ise vatan hainleri ve komünistlikleri tescillenmis insanlar önemli mevkilere getiriliyordu. Dava 3 Mayis 1944 gününe ertelenmisti. Ankara'da yasanan bu olaylar gençligi derinden etkilemisti. Herkes Saraçoglu'nun da H. Ali YÜCEL'in de birer kukla oldugunu emirleri bizzat INÖNÜ'nün verdigini biliyor ve söylüyordu. Gençler: - Mutlaka emirleri Inönü vermistir. - Inönü, Nazim Hikmeti'i hapishanede besletiyormus ha! - Sabahattin ALI'yi konservatuara INÖNÜ koydurmus... Seklinde konusuyordu.  Bu tür konusmalar basta INÖNÜ olmak üzere Hükümeti ve yandaslarini rahatsiz ediyordu. Nihayet o, 3 Mayis 1944 tarihi gelip çatmisti. Bu sefer sayi daha da artmisti. Binlerce üniversiteli genç Ankara sokaklarindaydi. Ankara sokaklari "KAHROLSUN KOMÜNISTLER" sloganlari ile inliyordu. INÖNÜ ve Tek Parti Iktidari ne yapacagini sasirmisti. Ankara'da yetkililer toplanti üstüne toplanti yapiyor, hükümetin yok olan itibarini yeniden kazandirmak için neler yapilmasi gerektigini tartisiyorlardi. Inönü iktidarin sonunun gelmesinden korkuyor ve emir üstüne emirler veriyordu. Ankara adliyesinin önünü hinca hinç dolduran gençler " Kahrolsun Komünistler " diyerek ortaligi çinlatiyorlardi. Yillardir Tek Parti iktidarindan rahatsiz olan halk ve gençler bu rahatsizliklarini açiga vurma firsati bulmuslardi. Iktidara halkin ve gençligin gücünü göstermek için bundan daha iyi bir firsat olamazdi. Gençlerin durusma salonuna alinmamalari bardagi tasiran son damla olmustu. Polislerin de tavri birden degismisti. Coplarina sarilan polisler acimasizca gençleri dövmeye basladilar. Kafalari yarilan ve kan içinde kalan gençler neye ugradiklarini anlamamislardi. 3 Mayis günü Basbakan Saraçoglu ile görüsmek isteyen ögrencilerin bu istegi kabul edilmemis; bu gençlerden 165'i gözaltina alinmis daha sonra serbest birakilmistir. Mahkeme durusmayi 9 Mayis tarihine ertelemisti. Sabahattin Ali disaridaki tepkilerden ürkerek, saatlerce çikamadigi mahkeme salonundan ancak aksam karanliginda çikabilmisti. ATSIZ ise, yol boyunca kendisine yogun tezahürat yapan gençlerin arasindan geçerek oteline döndü. Oteline dönen ve mahkemenin tutuklamadigi ATSIZ'i polisler göz altina aldi. Ayni saatlerde ATSIZ'in Istanbul'daki evi didik didik araniyordu.Olaylarin boyutu gittikçe büyüyordu. TÜRKÇÜ oldugunu iddia eden Hükümet 18 Mayis 1944 günü yayinladigi bir bildiri ile Atsiz ve arkadaslarin "IRKÇILIK VE TURANCILIKLA ve HÜKÜMETI DEVIRMEYE ÇALISMAKLA" suçluyordu. Ilk anda 14 astegmen tutuklanmis ve 250 Harbiyeli hakkinda sorusturma açilmisti. 9 Mayis'ta yapilan durusmada ATSIZ, 6 aya mahkûm edilmis, agir tahrik nedeniyle ceza 4 aya indirilip tecil edilmisti. Atsiz buna ragmen serbest birakilmamisti. Aslinda, Hükümetin tavir degisikliginin asil nedeni, savasin sonucunun belirmeye baslamasiydi. Almanlar Stalingrad Bozgunundan sonra hizla geri çekiliyor, Kizil Ordu onlari kovalarken, Dogu Avrupa Ülkelerine giriyor, buralarda komünist idarelerin isbasina gelmelerini sagliyordu. Inönü iktidari Türkiye’nin de benzer bir baskiyla karsi karsiya gelecegi endisesiyle, savas boyunca Nazi Almanya’siyla ile iliskilerini sicak tutmus olan Inönü, Stalin’in hismina ugramamak için Moskova’ya sempatik gelecek bir tutum sergilemeye çalisiyordu. Bu arada Ikinci Dünya Savasi'nin sonuna dogru gelinmis, savasi Ruslarin kazanacagi kesinlesmisti. Atatürk gibi sahsiyetli bir dis politika izlemek yerine korkak ve pisirik bir dis politikayi tercih eden INÖNÜ, Ruslara sirin görünmek amaciyla "Turanci" dedikleri Türk Milliyetçilerini susturmaya karar vermisti. Oysa henüz 9 yil önce 1935 yilinda, Rus ihtilalinin yildönümünden bir kaç gün önce uzun bir konusma yapan STALIN, gizli niyetini açiga vurarak bir taskinlik göstermis, Türkiye, Iran ve yakin ve uzak dogu memleketlerini "RUS BÖLGESI" diye adlandirmisti. Moskova'daki Türk Büyükelçisinin durumu ATATÜRK'E bildirmesi üzerine, ATATÜRK, Ankara'da Sovyet Büyükelçisi’ne; "Moskova'daki o herife, Kalilin midir? Stalin midir? Ne Allah'in belasi ise, o herife söyleyin, biz Türkler asirlarca Rusya'nin göbeginde raki içmis bir milletiz. Gerekirse yine de içmesini biliriz" demis ve Ruslara gereken dersi vermisti.(H. TANYU, Atatürk ve Türk Milliyetçiligi, sayfa 173)  Atatürk'ün zamaninda, Türkiye her bakimdan bölgesinde lider ve örnek alinan bir ülke idi. Dünyanin çesitli ülkelerinin liderleri Türkiye'ye gelip Atatürk'le görüsmek için kuyruga girmislerdi. Atatürk, 9 Subat 1933'de Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya' nin katilimiyla "BALKAN Antantini diger taraftan da 8 Temmuz 1937 yilinda Afganistan, Irak ve Iran' yanina alarak Türkiye'nin öncülügünde "SADABAT PAKTI" ni kurdurarak bölgeyi Türkiye'nin kontrolüne almistir.  Atatürk'ün yerine Cumhurbaskani olan INÖNÜ ise özellikle savasin sonuna dogru Sovyetlere sirin görünmek için ilkesiz ve kararsiz bir politika izliyordu. Türk tarihinin en büyük Türkçülerinden biri olan Atatürk’ün izinden giden Türkçüleri tutuklatiyor ve onlara akla hayale gelmeyen iskenceler yaptiriyordu 19 Mayis gelip çatmisti, herkes Inönü’den bayram konusmasi yapmasini beklerken o devleti kuran irade ve fikri suçlayan bir konusma yaparak güya Gençlik ve Spor bayramini kutluyordu. Milli Sef henüz sorusturmasi bile baslamayan bir davada Türk Milliyetçilerini agir sekilde suçluyordu. "Turancilar, Türk Milleti'ni bütün komsulariyla (komsu dedigi Komünist Sovyetler Birligi’dir.) onarilmaz bir surette düsman yapmak için bire bir tilsim bulmuslardir. Bu kadar suursuz ve  vicdansiz fesatçilarin tezvirlerine, Türk Milletini teslim etmemek için elbette cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacagiz"  diyebiliyordu… INÖNÜ'NÜN konusmasini bir talimat olarak emir gibi algilayan savcilar, Istanbul ve Ankara'da milliyetçi avini baslattilar Dönemin önde gelen Türkçü aydinlari nezarete alinip Istanbul’a götürüldüler ve tutuklandilar. Tutuklanan Türkçü aydinlar sunlardir: Basta merhum Alparslan Türkes Bey olmak üzere, Hüseyin Nihal Atsiz, Reha Oguz Türkkan, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoglu, Cebbar Senel, Hasan Ferit Cansever, Nurullah Bariman, Mustafa Zeki Sofuoglu, Fazil Hisarcikli, Hüseyin Namik Orkun, Saim Bayrak, Ismet Rasim Tümtürk, Cihat Savasfer, Muzaffer Eris, Fehiman Altan, Yusuf Kadigil, Hikmet Tanyu, Hamza Sadi Özbek, Orhan Saik Gökyay, Cemal Oguz Öcal, Said Bilgiç, Mehmet Külâhlioglu ve Osman Yüksel Serdengeçti.  Tutuklanan Milliyetçi-Türkçü aydinlar, Istanbul Emniyet Müdürlügü'nün adina "TABUTLUK" denilen ünlü betondan ve tabuta benzeyen hücrelerinde savcinin istedigi sekilde ifade vermeleri için iskenceye tabi tutulmuslardir. Tabutluklar dikine konulmus ve ancak bir tabut genisliginde beton oyuklardi. Tabutluga konulanlarin üstünde bes yüzer voltluk üçer adet lamba yaniyordu. Rahmetli Türkes Bey, yapilan Iskence Ve Iskence Çesitlerini Söyle Anlatir: 1. Saniklar, günlerce aç ve susuz birakildilar. 2. El, yüz yikamak, taharetlenmek imkânindan mahrum edildiler. 3. Diger bir iskence de Allah yaratti demeden dövmek. Bu iskence bilhassa üniversite ögrencilerine uygulaniyordu. 4. Baska saniklarin dövülmesini izlettirmek. 5. Tabanca çekerek ifade sirasinda saniklarin sakaklarina dayamak ve " Sizi öldürürüz, kalp sektesinden öldü diye rapor aliriz. Geçer gidersin" seklinde tehditte bulunmak. 6. Bos yazi kâgitlarini altina " imza muayenesi yapacagiz, surayi imzalayin " diye imzalatarak, ondan sonra da " Iste bu kâgitlarin üstüne istedigimizi yazar, doldururuz, caninizi okuruz. Bunu bilerek ifade veriniz." seklinde tehditte bulunmak. 7. Emniyet Müdürlügünün bodrumlarinda, içlerinden lagim geçen hücrelere kapatmak. Vb. Tutuklular nihayet 7 Eylül 1944 günü, Istanbul 1 Nolu Sikiyönetim mahkemesinde; Hükümete karsi gizli örgüt kurmak, düzen düsmanligi yapmak, hükümeti düsürmeye çalismak ve Irkçilik, Turancilik yapmakla suçlanirlar. Askeri Savci Kazim ALÖÇ, saniklarin idamla yargilanmasini istemektedir. Irkçilik-Turancilik davasi 7 Eylül 1944'te baslar ve haftada üç gün süren oturumlarla 65 oturum sürer. ATSIZ, alti buçuk yila arkadaslari da çesitli cezalara çarptirilirlar. Temyize basvurulmasi üzerine Askeri Yargitay davayi esastan bozar. Saniklari tutuksuz yargilayan 2 no’lu Siki Yönetim Mahkemesi kararini açiklar: -"Saniklar Suçsuzdur, Beraatlerine..."- "3 Mayis milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karsi tepkisinden ibarettir." Mahkemenin gerekçeli kararinda: "Bu nümayis (3 Mayis 1944 yürüyüsü-gösterisi) milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karsi tepkisinden ibarettir." denilmesi Türk Milliyetçilerinin yarali yüreklerine biraz da olsa su serpmistir. Gerekçede yer alan " Milli bir gaye için çalisan Zeki Velidi ve Arkadaslarinin beraatina karar verilmistir.. " ibaresi Türkçülügün ve Turanciligin bir mahkeme karariyla milli bir dava olarak kabul edilip tescillemesi açisindan son derece önemlidir. Inönü ve çevresindekiler bu mahkeme karari ile büyük bir soka ugrarlar ve karari temyiz ederler. Askeri Yargitay temyiz basvurusunu inceler ve mahkemenin verdigi beraat kararini onaylar. Türk Milliyetçiligine husumeti, varlik sebebi gibi gören çevreler israrlidirlar: bu defa Yargitay Bassavcisi MünifKocaçitak, tashih-i Karar istegi ile harekete geçti. Mahkemenin tekrar görüsülmesini istedi. Askeri Yargitay bunu da reddetti. Böylece "Türkçülük-Turancilik" davasi Türk Milliyetçilerini zaferi ile neticelenmis oldu. Hem o günleri daha iyi anlamak hem de olayin bas kahramani olan Merhum Hüseyin Nihal ATSIZ’iyad etmek açisindan, onun sözlerini hatirlayalim; “3 Mayis 1944… 3 Mayis Türkçülügün tarihinde bir dönüm noktasi oldu. O, zamana kadar yalniz duygu ve düsünce olan, ebedî ve ilmî sinirlari pek de asmayan Türkçülük, 1944 yilinin 3 Mayis’inda birden bire hareket oluverdi.  Ali Suaviler, Süleyman Pasalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalplar, Riza Nurlar yalniz duygu, düsünce, is Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamislardi. Çiragan baskini Türkçü Ali Suavi’nin siyasî bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sihhiye Vekili (Saglik Bakani) oldugu zaman gayrî Türkleri atarak yerine Türkleri yerlestiren Riza Nur, fiilî Türkçülük yapiyordu. Fakat bu da hareket degildi.  Türkçülükte ilk hareketi, 3 Mayis 1944 Çarsamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yapti. Bu bakimdan Türkçülük tarihinde onlarin hususî bir serefi vardir.  Bundan sonra 3 Mayis Türkçülerin günüdür. O’na bir bayram diyemeyecegiz. Çünkü yillarla süren büyük izdirabimiz o gün baslamistir. O’na bir matem demek de kabil degildir. Çünkü bunca sikintilarin arasinda bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydaninda denemek, yahsi ile yamani ayirmak firsatini vermistir. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toylugu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayis’ta gafletten ayilmis, maskelerin arkasindaki igrenç yüzleri görmüs, can düsmanlarini tanimis, dost sandigi hainleri ayirt etmis, hayalin yumusak bulutlarindan gerçegin sert topraklarina düsmüstür.  Böyle saglam bir sonuca varmak için çekilen bunca sikintilar bosa gitmis sayilmaz. Bundan dolayi biz 3 Mayis’a “Türkçüler Günü “deyip çikiyoruz. Hoslanmayanlar onu benimsemesin. Yalniz kendilerine benzeyenler, yani Türk’e benzemeyenler onu yadirgasin. Biz 3 Mayis’i sevmekte devam edecegiz. Türkçülük, tek sandigi düsmanina karsi 3 Mayis hareketini yaparken onun çift oldugunu aci bir deneme ile ögrendi.  Bu millî hareketin zaferinden korkan Türkçülük düsmanlari, Türkçüler ortaçagi andiran vahsetlerle hapse atilir ve aleyhlerinde türlü yayinlar yapilirken, onlari tartismaya çagirmak garabetini de gösterdiler. Tarih bunu bagislamayacak ve Türkçülerin günü olan 3 Mayis, bir gün Türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyik olduklari akibete ugrayacaklardir.  TÜRKÇÜLER!  Toplu veya yalniz, her yerde 3 Mayis’i analim.  Anlatalim ve Kürsad’in  hâtirasini yüceltelim...  NE mümkün zulm ile bîdâd ile imhayi hürriyet,  Çalis, idrâki kaldir muktedirsen âdemiyetten! ”  Hüseyin Nihal ATSIZ (KÜRSAD Dergisi,1964, Sayi.2) DAVADA 23 SANIK YARGILANMISTIR: 1-Hasan Ferit Cansever, Dr. yüzbasi  2-Fethi Tevetoglu, Dr. üstegmen  3-Alparslan Türkes, Piyade üstegmen  4-Nurullah Bariman, Piyade tegmen  5-Zeki Özgür(Sofuoglu) , Topçu astegmen,  6-Fazil Hisarcikli, Ulastirma astegmen  7-Nihal Atsiz, Edebiyat Ögretmeni  8-Hüseyin Namik Orkun, Tarih Ögretmeni  9-Nejdet Sancar, Balikesir Lisesi Edebiyat Ögretmeni 10-Saim Bayrak, Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru  11-Ismet RasinTümtürk, Istanbul Belediyesi Murakibi  12-Cihat Savasfer, Y. Mühendis Mektebi Ögrencisi  13-Muzaffer Eris, Y. Mühendis Mektebi Ögrencisi  14-Fehiman Altan, Y. Mühendis Mektebi Ögrencisi  15-Yusuf Kadigil, Lise Ögrencisi  16-Cebbar Senel, Adana Adliyesi'nde Hakim Adayi  17-Zeki Velidi Togan, Türk Tarihi Profesörü  18-Orhan Saik Gökyay, Ankara Konservatuari Direktörü  19-Hikmet Tanyu, Içisleri Bakanliginda Memur  20-Reha Oguz Türkkan, Istanbul Üniversitesi Doktora Ögrencisi  21-Hamza Sadi Özbek, Aydin Maliye Tahsilat Sefi  22-Cemal Oguz Öcal, Gazi Egitim Enstitüsü Ögrencisi  23-Said Bilgiç, Ankara Adliyesi'nde Hakim Adayi  Ayni davadan sanik olarak Mehmet Külahlioglu ve Osman Yüksel Serdengeçti de bir süre tutuklu kalmislardir