Bilindiği gibi İslâm’da, insanların yaratılıştan gelen cinsiyet, soy gibi özelliklerine veya dünyevi statülerine bağlı bir üstünlük söz konusu değildir. Aksine üstünlük, takva ve görevleri gerektiği şekilde, hakkıyla yerine getirme ilkesine bağlıdır. İslâm’dan önceki bazı din ve sistemlerde, asalet, etnik köken, cinsiyet gibi özellikler üstün sayılma sebepleri idi. Dolayısıyla belli ailelere mensup olmamak, belli bir ırktan gelmemek veya kadın olmak adaletsizlik ve eşitsizliğe maruz kalmayı beraberinde getirirdi. İslâmiyet’ten önceki süreçlerde kadın da bu bağlamda haklarının birçoğundan mahrum bırakılmıştı. Hz. Peygamber, tüm diğer açılardan olduğu gibi kadın dünyası ve kadın haklarının korunması bakımından da insanlığa rehberlik olarak gönderilmiş, cenneti anaların (kadınların) ayaklarının altında olduğunu dahi ifade etmişti. İslâm’ın ilk emri ve Kur’an’ın ilk âyeti, “oku” diye tercüme edebilir bir kelimedir. Bu ayet, Hz. Peygamber’in şahsında tüm İslâm dünyasına hitap etmiştir. Yani Allah’ın emrini yerine getirmekle yükümlü tutulan muhataplar, belirli bir topluluk, sınıf veya cinsiyete sahip olan ayrıcalıklı kişiler değildir. Tüm Müslümanlar bu emrin muhatabı olup emrin gereğini ifa etmek zorundadır. İslâm ilim tahsilini herhangi bir insan sınıfıyla sınırlı tutmamış, kadın ve erkek arasında da bir ayrım gözetmemiştir. Hem erkek hem de kadın ilim tahsil etmekle vazifelidirler. Ne biri diğerinden üstündür ne de birinin bu görevi yerine getirmesiyle diğerinin üzerinden sorumluluk düşmüş olur. Bilindiği üzere aile, iki kişi arasında sevgi ve bağlılık temeli üzerine bina edilmiş bir şirket gibidir. Kur’an-ı Kerim’de “Sizin için kendileri ile ülfet ve ünsiyet peyda edesiniz diye nefislerinizden zevceler yaratması ve aranızda bir sevgi ile rahmet icad etmesi de O’nun kudretine delâlet eden âyetlerdendir. Bütün bunlarda düşünen bir kavim için ibretler vardır.” 1 denmektedir. Bu ortaklığın, müşterek olarak yerine getirilmesi gereken sorumlulukları vardır ve bireysel sorumluluklar da fertlerin yaratılış özelliklerine göre belirlenmiştir. Böylece erkek ve kadın arasında İslâm’ın ön gördüğü, temeli sevgiye dayanan sağlam bir birliktelik kurulmuş olur.Yanlızca 8 Martta Kadınlarımız HatırlanmamalıKadınımıza Hakkettiği Deger verilmeli.