İnsan Olduğumuzu Bazen Unutuyoruz


Günlük hayatın telaşında, trafikte, iş yerinde, sokakta… Her yerde gerginiz. Küçücük nedenlerle birbirimizi kırıyoruz. Peki bu öfkenin kaynağı ne? Ekonomik mi desek, toplumsal mı? Yoksa insan olmayı unuttuğumuz için mi?


Bir selamı bile çok görüyoruz artık

Sabah işe yetişme telaşıyla dolmuşta göz göze geldiğimiz insanın yüzünü buruşturması bile günümüzü karartabiliyor. Kimse kimseye gülümsemiyor, bir “kolay gelsin” bile lüks artık. Sanki aynı şehirde değil de, ayrı dünyalarda yaşıyoruz. Oysa bir selam, bir gülümseme, en az bir ekmek kadar kıymetli oldu bu çağda.


Ekonomi mi bizi bu hale getirdi, yoksa biz mi bu hale alıştık?

Hayat pahalılığı, geçim derdi, borçlar, beklentiler… Evet, bunların hepsi gerçek. Fakat ekonomik sıkıntılar insanlığa bahane olmamalı. Kendi canıyla uğraşan, başka canlara duyarsız hale geliyor. Bu anlaşılır belki ama haklı değil. Çünkü ne olursa olsun, birbirimizi yargılamadan, hor görmeden yaşamayı bilmeliyiz. En azından denemeliyiz.


Toplum olarak birbirimizi yormaktan vazgeçmeliyiz

Her fırsatta birbirimize yükleniyoruz. Sosyal medyada, kahvede, mahallede… Herkes birbirinin yaşamına müdahale etme, yargılama, küçümseme hakkını kendinde görüyor. Oysa biraz anlayış, biraz empatiyle her şey değişebilir. Bizi biz yapan, kimliğimiz değil kim olduğumuzdur. Kırdığımız kalplerin tamiri yok.


Gerginiz, çok gerginiz

Ve belki de en tehlikelisi bu: Sürekli bir sinir hali içindeyiz. Trafikte korna, evde bağırış, sosyal medyada hakaret... Bu ruh hali bir salgın gibi. Ne zaman güldüğümüzü, ne zaman içten “teşekkür ederim” dediğimizi hatırlamıyoruz bile. Unuttuk. Güler yüzü, sabrı, sevmeyi, saygıyı...


Son söz: İnsan kalmak bir seçimdir

Ne yaşarsak yaşayalım, insan olmayı unutmamak gerekiyor. Kalabalıklar içinde kaybolduğumuzda bile birinin kalbini hatırlamak, bir gözyaşını fark etmek, bir tebessümün değerini bilmek… Bunlar bizi insan yapar. Gerginliğin içinde bile sakin kalabilmek bir erdemdir. Ve bu erdem, ne ekonomiden ne toplumdan… sadece içimizden gelir.