Hayatın en büyük yanılsamalarından biri, her şeyi bildiğimizi sanmamızdır. İnsan çoğu zaman gördüğünü hakikat, düşündüğünü kesin hüküm zanneder.

Oysa hayat, tam da bu kesinliklerin ortasında insanı şaşırtan büyük bir sırdır.

“Her sır açığa vurulmaz” sözü, yalnızca gizlenen gerçekleri değil; insan aklının sınırlarını da anlatır.

Çünkü kader dediğimiz şey, bütün hesapların üstünde işleyen görünmez bir kudrettir. İnsan plan yapar, yorum yapar, ihtimaller sıralar; fakat çoğu zaman hayatın akışı, bütün bu hesapları bir anda boşa çıkarır.

Kaderin heybeti de burada saklıdır.

Eğer yarının ne getireceğini kesin olarak bilseydik, ne sabrın anlamı kalırdı ne de umudun değeri olurdu

. İnsan, bilinmezliğin içinde yürüdüğü için dua eder, bekler, mücadele eder. İşte hayatı diri tutan da bu bilinmezliktir.

Tarih boyunca “ben bilirim” diyen nice insan, zamanın karşısında acze düşmüştür.

Gücüne güvenenler güçsüz kalmış, yenilmez sanılanlar yenilmiş, imkânsız denilen nice şey gerçekleşmiştir.

Çünkü hayatın hükmü, çoğu zaman insanın hükmünden farklıdır.

Bugün kesin doğru diye savunulan bir düşünce, yarın yanlış çıkabilir. “Asla olmaz” denilen hadiseler bir anda gerçeğe dönüşebilir.

Bazen tek denilen çift olur, bazen de çift denilen tek… Hayatın matematiği, insanın matematiğine benzemez.

Bu yüzden insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey; ölçülü konuşmak, kesin hükümlerden kaçınmak ve tevazuyu elden bırakmamaktır.

Çünkü kaderin kapısını tam anlamıyla kimse aralayamaz.

Belki de insanı insan yapan en önemli hakikat budur:

Bilmediğini kabul edebilmek…