BÜYÜKŞEHİR TALEBİNDE

​TABELADAN İBARET BİR BÜYÜKLÜK MÜ, HAZMEDİLMİŞ BİR GÜÇ MÜ?

Bugünlerde Afyonkarahisar’ın "Büyükşehir" statüsüne kavuşması yönünde geniş katılımlı bir kamuoyu fikri gelişiyor; sosyal medyada gördüğüm kadarıyla en son Gelecek Partisi İl Başkanı Niyazi Ertaş, gazeteci dostumuz Fevzi Şen ve sosyal medyada karşılaştığım, tanıdığım, tanımadığım birçok hemşehrimiz peşi sıra paylaşımlarla bu konuyu gündemde tutuyor/tutmaya çalışıyor.

​Belli ki şehrin geleceğine dair samimi bir yerel refleksle ve yapıcı bir motivasyonla kentte önemli bir fikir jimnastiği yapılmak isteniyor.

​Ancak gözden kaçırılmaması gereken idari bir gerçek var: Bir tabelanın başına "Büyük" kelimesini eklemekle, o idari yapı kendiliğinden işlevsel, verimli ve güçlü bir koordinasyona kavuşmuyor.

​Böylesine köklü bir idari dönüşümü talep etmenin öncelikli şartı, o büyük yapıyı sürdürülebilir kılacak kurumsal bir altyapıya ve ciddi bir ön hazırlığa sahip olmaktır.

​Nesnel bir yaklaşımla sormamız gerekir: Afyonkarahisar’da bugüne kadar büyükşehir olmanın getireceği o yoğun operasyonel yükü kaldırmak adına, vizyoner ve somut ne gibi bir hazırlık yapıldı ki bugün bu talebi stratejik bir hedef olarak masaya koyuyoruz?

​"Biz talep edelim, merkezi yönetim nasıl olsa yapılandırır" yaklaşımı, günümüzün rasyonel ve modern planlama ilkeleriyle uyuşmamaktadır.

​Planı, programı, kurumsal mühendislik çalışması titizlikle yürütülmemiş, derinlemesine fizibilite raporları bilimsel olarak hazırlanmamış hiçbir yapısal değişim, yerelde kalıcı faydalar üretmekte başarılı olamaz.

​Büyükşehir olmak, sadece nüfus istatistiklerine bakıp Ankara nezdinde hak iddia etmekle neticelenecek basit bir idari tescil süreci değildir.

​En son Büyükşehir Belediyesi belediyeciliğini gündeme getiren Fevzi Şen dostumuzun bu konudaki yapıcı çağrısı çok değerlidir ancak çevre illerin nüfus yapılarıyla yapılacak kıyaslamalar tek başına yeterli bir şehir mühendisliği verisi sunamaz; her kentin sosyo-ekonomik genetiği, coğrafi yayılımı ve iç dinamikleri kendine münhasırdır.

​Afyonkarahisar, 14 bin kilometrekarelik devasa ve dağınık coğrafyasıyla, dar alana sıkışmış merkezî bir metropol mantığıyla asla yönetilemez.

​Bugün mevcut idari yapıda bile il merkezinde ve taşrada altyapı, su yönetimi ve imar süreçlerinde aşılması gereken sorunlar varken, hazırlıksız bir "bütünşehir" modeline geçiş, kurumsal işleyişi karmaşıklaştırmaktan başka bir sonuç doğurmaz.

​Gerekli lojistik ağlar kurulmadan resmiyet kazanıldığı takdirde, en uzak ilçedeki bir altyapı problemine ya da ücra bir köydeki acil duruma merkezden müdahale etmeye çalışmak, yönetimsel açıdan büyük verimsizliklere yol açacaktır.

​Bize gereken şey popülist bir acelecilik değil, geçiş sürecini rasyonel olarak planlayan kurumsal bir zaman mühendisliğidir.

​Büyükşehir statüsüne resmen geçmeden önceki bu ara dönem, kentin valilik, belediye ve akademik dinamiklerince ortak bir "altyapı laboratuvarı" gibi değerlendirilmelidir.

​Şehrin en ücra köşesindeki beldeden merkez mahalleye kadar tüm kronik sorunlar haritalandırılmalı, kurumlar arası koordinasyon eksikleri şimdiden giderilmelidir.

​Çözümler sahada üretilmeli; uzak ilçeleri ve köyleri kapsayacak stratejik odak noktalarında pilot mini birimler, bölgesel itfaiye ve yol-altyapı istasyonları şimdiden konumlandırılmalıdır.

​Böylece resmiyet kazandığımız gün, büyükşehir modelinin getireceği o devasa bütçe ve yasal avantajlar, yeni sorunların ortaya çıkmasına değil, önceden teşhis edilmiş eksikliklerin hızla tedavi edilmesine harcanacaktır.

​Afyonkarahisar, büyüklüğün getireceği olası hantallıkla yıllarca boğuşmak yerine, kendi iç dinamiklerini organize etmiş hazır bir güç olarak büyükşehir konseptini hazmetmelidir.

Yine de bu devasa dönüşümü sadece sınırlı bir çerçeveden bakarak çözemeyiz; halen mevcut belediye başkanımız Burcu Köksal Başkanın ve bu kente belediye başkanlığı makamında hizmet etmiş olan Burhanettin Çoban, Abdullah Kaptan, Mehmet Zeybek gibi ve hatta şu an ilimizden ayrılmış olan, başka bir yerde ikamet eden eski belediye başkanımız Hayrettin Barut gibi yaşayan diğer başkanların, belediye meclis üyelerinin fikirleri medya dünyasında yayınlanmalı, genişçe tartışılmalıdır.

İşin mutfağından, o uygulama süreçlerinden gelen bu isimlerin tecrübeleri hayati değerdedir.

Dahası, Afyonkarahisar ölçeğinde olup bu statüyü yakın geçmişte alan Ordu gibi kentlerin veya komşumuz Eskişehir’in, özellikle de bu işin duayeni Yılmaz Büyükerşen’in kurumsal hafızasından faydalanılmalı; uzun süredir şehrimizde yaşayan AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakaş’ın akademik vizyonuyla üniversitenin hazırlayacağı kapsamlı bilimsel raporlar masaya istenmelidir.

​Çünkü yalnızca gazetecilerin ve il başkanlarının ufkuyla, sadece onların istemeleri ve gündem yaratmalarıyla bu koca ummana açılınamaz; daha büyük kurumsal takviyeler, derinlemesine analizler ve içi dolu gerekçeler gerekir.

Konuyu gündeme getiren arkadaşların vizyonu da, haklı argümanları da değerlidir ancak bu mesele kısa süreli tartışmalarla neticelendirilemez.

Önümüzdeki ilk seçimi hedefleyen bir acelecilik yerine, en az iki seçim sonrasını hedefleyen, içi adım adım doldurulan on yıllık bir makro planlama şarttır; zaten doğal nüfus artış trendimiz de şehri ancak o zaman tam anlamıyla bu olgunluğa eriştirecektir.

​SÖZÜN ÖZÜ; hazırlıksız bir büyükşehir hevesi şehri yorar, oysa akıllıca tasarlanmış bir geçiş modeli en ücra köşeyi bile ihya eder.