Devletin kurucu partisinin vizyonu 1938’de dondu ve kendini yenilemedi.Kurucu felsefenin (ilke ve inkılaplar) dogmatik (inak) olarak görülmesi yeni yorum ve bakış açısını reddetmesi ile partiyi ideolojisi ve felsefesi olmayan amorf bir hale dönüştürdü.Dünya her 20 yılda bir yeniden dizayn edildi, fakat parti buna uygun bir şekilde ne cari bir ekonomik model ne aidiyet hissi ile sahiplenilen bir devlet rejimi ne de toplumun moral değerlerini ve kültürel birikimini tatmin eden bir bakış geliştirmedi.Sanki Francis Fukuyama’nın TARİHİN SONU tezini doğruladı.  Ülkeyi alternatifi olmayan TEK PARTİ döneminin söylem ve tavırları ile yönetmeye devam etmek istedi. Oysa 1950’den bu yana VATANDAŞ tarafından değil nitelikli, salt çoğunluk desteğini bile vermedi. Çok partili sisteme mecburi geçişten bu yana hiçbir zaman TEK BAŞINA iktidar olmadı olamadı.Ülkeyi kuran parti olmasına rağmen ne lideri ne de yönetici kadrosunu, yönetmeye talip olduğu halkın yaşam tarzına ve değerlerine sahip olmamasından dolayı HALKTAN KOPUK bir halk partisi görüntüsü verdi.20. yüzyılın ilk çeyreğinde doğru olarak konulan MUASSIR MEDENİYET hedefi aradan 100 yıl geçmesine rağmen ARKAİK usul ve demode tavırla “tıpış tıpış” oy verecekler beklentisi ile siyaset yapıldı.Yukarda yüzeysel ve kısaca bahsettiğim partinin kurumsal kusurlarının yanında birazda mevcut lideri ve kadrosu hakkında iki kelam edelim.Aynı şeyi yapıp farklı sonuç bekleme ile ilgili söylenen söz hepinizce malumdur. Yönetmeye talip olduğun HALKIN hayatından uzak, UMUDUNDAN habersiz söylemlerle oy istemek, 1940 kafası ile parti yönetmeye kalkmak mevcut durumu ve kaçınılmaz sonucu getirdi.Partinin oy oranını değiştirmek önce oy verenlerin partiye bakışını değiştirmekle mümkündür ancak.Geçen yerel seçimde kazanan büyükşehir belediyelerinin başkanlarına bakıldığında, yukarda bahsettiğim zihniyette olmayan KİMLİKLER ile kazanılmış olması, bilinen ve klasik partili profilinin dışında HALKA yakın ve onlara benzeyen kişilerin olmuştur.Sadece bu örnek bile partide bir DEĞİŞİMİN elzem ve şart olduğunu gösteriyor. Bu değişim yalnız lider ve kadro isimlerinde değil yönetim zihniyetinde de olmalı.Araştırmacı ve Analist Hakan Bayrakçı’nın sloganlaştırdığı ifade ile ‘’25 de 25, 25 de 25’’ sarmalından çıkış yolu, adında HALK olması değil hayatının HALK gibi olmasından geçtiği bilinmeli.Yakında yapılması düşünülen kongrede saray entrikaları ile parti koltuğunda kalmak ya da partinin koltuğuna geçme planlarının yerine İKTİDAR koltuğuna oturmak için gerekli tavır ve duruşları sergilemeli.Cumhurbaşkanlığını kazanmak için kendi seçmeninin oyu ile başka partilere kazandırılan milletvekillerinden sonra şimdi de parti başkanlığında kalmak için belediye başkanlığını başka partilere vermek zorunda kalabilir.CHP’nin 1950’den bu yana iktidardaki partilerin eksik ve yanlışlarını söyleyerek kendine oy isteme stratejisi tutmadı, tutmuyor. Zira mevcut yönetimin sadece yanlış yaptığını söylemek senin doğru yapacağın anlamına gelmiyor, bunu halkın engin irfanı biliyor fakat yöneticilerin ilmi buna yetmiyor.İlm-i siyasetin düsturunu “hedefe giden her yol mübahtır” diyen Niccola Machiavelli’den veya “Büyük yalan tekniği” kitabının yazarı Adolf Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels’ten almamalıdır. Bu topraklarda kurulan ilk TÜRK DEVLETİ Selçuklu İmparatorluğunun yönetici ve akıldanesi “zulüm mülkü zevale sürükler, nankörlük nimeti yok eder” diyen Siyasetname’nin yazarı Nizamülmülk’ten ve “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen cihan imparatorluğu Osmanlı devletinin banisinin hocası Şeyh Edebali’den almalıdır.Son söz: İyi bir İKTİDAR daha iyi bir MUHALEFETTEN geçer. Biz HALKIZ ve iyi bir muhalefet istemekte HAKLIYIZ