Ortadoğu ve Afrika coğrafyası 18. Yüzyıldan itibaren bu topraklardan çekilmek zorunda kalan OSMANLI’dan sonra yerine gelen BATI ülkelerini görünce şunu anlamıştı. Osmanlı çekilmedi, zulüm karşısında onları koruyan ADALET ŞEMSİYESİ kalktı. Batılı sömürgeci devletler 18. yüzyılda Osmanlı’nın yönetimi altında olan halkları ve toprakları sözde BAĞIMSIZLIK ve ÖZGÜRLÜK söylemleri ile isyan ettirerek kendi emperyalist emellerine açık hale getirdiler.“Osmanlı sizi sömürüyor, kendi BAĞIMSIZ DEVLETİNİZİ kurmanız lazım, biz size yardım ederiz” FİKRİ ile sokulan FİTNE sonucunda 50 küsür devlete bölündüler. (Bugün Anadolu’nun doğusunda olanlar size bir şey hatırlatıyor mu?).Bugün bu devletlerden hiçbiri BAĞIMSIZ değil ve hepsi batının birer SÖMÜRGESİ halinde zulüm ve yoksulluk içinde. Çünkü batılı sömürgeciler hiçbir devleti ve halkını kendilerine karşı güçlü ve egemen olmasına müsaade etmezler.Akademisyen yazar ihsan Süreyya Sırma’nın bir hatıratında anlattığı, bir Afrika ülkesinde tarih konferansı sırasında dinleyicilerden birinin ayağa kalkıp “Osmanlı bizi yıllarca sömürdü” itirazına verdiği cevapla bu durumun açıkça tarif etmişti. İhsan Süreyya Hoca kendine itiraz eden bu öğrenciye “bana bu itirazı FRANSIZCA yapıyor olman aslında seni kimin sömürdüğünü itirafıdır” diyerek aslında gerçek sömürünün nasıl olduğunu hatırlatmıştır.Emperyalizmin ve sömürünün nasıl yapıldığını Oktay Sinanoğlu Hoca da benzer tespitlerinde açıklamıştır. Sadece HARFLERİ değiştirmekle tüm TARİHİ değiştirebilirsin, tarihi değiştiren sömürüyü başlatır. ‘’Zira Osmanlı fethettiği toprakları ıslah ve imar etti halklarının da ne DİNİNE nede DİLİNE karışmadı.’’ diyerek sömürünün esas kriterini ortaya koymuştur.  Ortadoğu ve Afrika Osmanlının FETH ettiği topraklara götürdüğü ADALET ve İMAR yerine bugün batının İŞGAL ettiği topraklarda ZULÜM ve SÖMÜRÜ kol gezdiğini gördüler. Fetih ile işgal arasındaki büyük ve kritik farkı çok ağır bir BEDEL ödeyerek öğrendiler.Biz Afrika sözünde olduğu gibi “BEYAZ ADAM bu topraklara geldiğinde onun elinde İNCİL vardı bizim elimizde ALTIN, onlar bu topraklardan gittiklerinde ise bizim elinizde İNCİL onların elinde ALTIN vardı”.İşte bu bedel önce Afrika’dan Avrupa’ya geçerken toprağa değil suya gömülmek ve Akdeniz’in dalgalarını mezar taşı yapmak, eğer sağ geçebilir de karaya ayak basarlarsa batının İNSANLIĞI değil İLKELLİĞİ ile yüzleşmek olmuştur.Bugün Fransa’da yaşanan MÜLTECİ olayları dün yaşanan zihinsel İLTİCANIN sonucudur.Tüm Avrupa’nın asimile ederek sömürdüğü halkları, bu topraklarda ikinci hatta üçüncü sınıf insan olmaktan öteye götürmeyen bakışının değişmediğini, hümanizm ve demokrasinin aslında Yaşar Kaplan’ın DEMOKRASİ RİSALESİ kitabında dediği gibi “HELVADAN PUT” olduğunu, acıkınca nasıl yediklerini görmüş oldular.Mülteciler, muhacirler ve mazlumlar, elbette Kur’an da Nisa suresi 97. ayette dediği gibi “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya” emri gereği zulme uğradığınızda muhacir olun, ancak bunu Habeşistan ADİL KRALI Necaşi’nin (Eshame) ülkesine ya da Yesrib’e (Medine) yapmadığınızı unutmayın.Batının müesses nizamı GÖÇMENLER üzerinden İSLAMOFOBİ ateşini harlıyor. Bugün Fransa’da yanan ateş de kontrollü yangından başka bir şey değildir. Bugün zulme Fransız kalanların yarın huzuru kalmaz.Son söz: Devşirilmiş zihinlerin bedelini sömürülen bedenler öder.