Bir zamanlar insanlar, başkalarının acısına gözlerini kapatmazdı.

 Yoldan geçen bir çocuğun ayakkabısız olduğunu fark eden bir adam, kendi çoraplarını çıkarıp o çocuğun ayağına geçirirdi.

 Kadınlar komşusunun kapısını açmadan önce içini dinlerdi. Yağmurdan kaçan kediye saçak altı, aç kalan komşuya sofrada yer olurdu.

Merhamet diye bir şey vardı.
Şimdi sanki unuttuk.

Sokakta yere düşen yaşlı bir adamın etrafında toplanan insanlar artık onun elini tutmak yerine, telefonlarının kamerasına sarılıyor

. Bir çocuk ağladığında "ne oldu" diye sormak yerine, "annesi nerede" deyip geçiyoruz.

Başımıza gelmeyen hiçbir şey, bize dokunmuyor artık. Ve galiba biz, en çok dokunmamayı öğrendik bu çağda.
Dokunmamayı.

Hissetmemeyi. Umursamamayı.

Bir sabah, metroda ayakta duran yaşlı bir kadın gördüm. İnsanlar kulaklıklarıyla dünyaya sırtını dönmüş, gözlerini telefonlarına gömmüş..

. Kadın sadece ayakta değildi, belli ki yorgundu. 

Ellerinde titrek bir torba, içinde iki tane limon, bir somun ekmek, bir de çürümüş zaman.
Yer vermek ne kelime...
Fark eden bile olmadı.

Merhamet diye bir şey vardı.
Kalpten kalbe sessizce geçerdi.
Yargılamazdı. Sormazdı "hak ediyor mu?" diye.
Sadece elini uzatırdı.
Sessizce tutardı.

Bugün bir çocuk açlıktan ağlıyor olabilir, bir kadın şiddetten kaçıyordur belki, bir adam "ben iyiyim" derken boğazına kadar borca batmıştır.

 Ama biz ne yapıyoruz?
"Bu devirde herkes kendi derdine düşmüş" deyip sırtımızı dönüyoruz.
Ve böyle böyle, içimizdeki merhameti yavaş yavaş gömüyoruz.

Belki de farkında olmadan önce vicdanımızı kaybettik.
Çünkü merhamet, akılla ölçülmezdi.
Kalple yaşardı.

Hatırlıyor musun, sen küçükken bir kuşun kanadı kırıldığında annene koşardın?
Kırılmış bir kalem gibi, uç kısmı bükülmüş bir kuş... Saatlerce başında beklerdin.
Şimdi ise kırılmış kalplerin, parçalanmış hayatların önünden geçerken bile hız kesmiyoruz.


Eğer hâlâ bir sokak köpeğine su uzatıyorsan, ağlayan bir çocuğun başını okşuyorsan, yaşlı birinin elinden tutuyorsan…
Sana yemin ederim, dünya senin gibi insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor.
Ve evet, merhamet hâlâ senin içinde yaşıyor.

Ama unutma.
Merhamet kullanılmadığında, kurur.
Gözyaşı gibi…
Sessizce kurur, yok olur.

Bir gün biri senin eline uzanmazsa, hatırla.
Sen ne kadar uzanmıştın başkalarının ellerine?
Ve ne kadar tutmuştun?

Merhamet diye bir şey vardı.
Hatırla.
Hatırlat.